Panorama haber sitesi "Obama'nın siyaseti, her işe karışmaktır" başlıklı haberinde Başkan Obama'nın görevinin Amerika'yı savaş ve çatışmalardan uzak tutmak olduğunu ancak Obama'nın uyguladığı siyasetle bunu gerçekleştiremediğini yazdı.
Panorama: "Obama şu anda beş ülkede ölümcül adımlar atmakta, Amerikan ordusu üç ayrı bölgede savaşmaya devam ediyor ve aynı zamanda Arap ülkelerindeki şehir savaşlarında da direkt olarak varlığını sürdürüyor" dedi.
Ordunun ne zamana kadar bu mücadeleleri sürdüreceğinin belli olmadığını ve durumun daha da kötüleşme ihtimalinin de bulunduğunu belirten gazete: "Amerika Yemen savaşında Arabistan'a lojistik ve istihbarat desteği vermekle ve savaş gemilerini Yemen'e göndermekle savaşın içinde yer aldığını gösterdi. Obama attığı bu adımlarla zaten kriz içinde olduğu bu süreçte İran'la da bir gerginlik yaşayabilir. Oysa birçok ortadoğu uzmanı Obama'yı bu konuda uyarmıştı" ifadelerini kullandı.

TR.JAMNEWS
Yemen'de koalisyonun hava saldırısı devam ederken, karada süren çatışmalar ve savaş gemilerinden açılan ateşler de şiddet kazandı.
Reuters haber ajansı, dün yaşanan çatışmaların son haftalardaki en şiddetli çatışmalar olduğu bilgisini verdi.
Sadece dün, altı hava saldırısı düzenlendi ve Sana'daki Cumhurbaşkanlığı sarayı ve askeri noktalar hedef alındı.
Husilerin kontrolündeki Aden körfezinde ise bölgeye gelen yabancı savaş gemileri bölgeyi bombardıman altında tutuyor.

Bu arada İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Emir Abdullahiyan: "Arabistan savaş uçaklarının bölgeye tıbbi malzeme ve gıda yardımının ulaştırılmasına engel oluşu karşılıksız kalmayacak" dedi.
Abdullahiyan, İran'ın Yemen'e insani yardım ulaştırılmasında ve yaralıların nakledilmesi hususunda elindeki tüm seçenekleri kullanacağını açıkladı.

TR.JAMNEWS
Newyork Times Gazetesi, "George Bush, İran'a Ambargoların Kaldırılması Aleyhine Deliller Sundu" başlığıyla verdiği haberde bazı açıklamalarına yer verdi.
Haberde Amerika eski başkanı George Bush'un Cumartesi günü yüzlerce Yahudi mali sponsorlarla yaptığı görüşmede " ABD, verdiği vaatlere sonuna kadar sadık kalacağını göstermelidir" ifadelerini kullandığını bildirdi.
Newyork Times: "George W. Bush, Cumhuriyetçi Yahudi lobisinin gayri resmi olarak düzenlediği oturumda 700 kişiye hitaben yaptığı konuşmada Obama'yı bu konuda eleştirmediğini söyledi. Ancak konuşmasının içeriğinde telaffuz ettiği sözlerle üstü kapalı da olsa Obama'nın siyasetini eleştirmekten kaçınmadı."
Obama'nın İran'la nükleer program üzerinde antlaşmasını da eleştiren Bush, "İran'a karşı uygulanan ve şu ana kadar etkili olan, aynı zamanda İran'ın bu konuda antlaşmaya yanaştığı bir durumda ambargoların kaldırılması akıllı bir hareket midir?" dedi.
Ambargonun kaldırılmasına kesinlikle karşı olduğunu belirten Bush, eğer ambargolar kaldırılırsa Amerika'nın elindeki en büyük kozun da kaybedileceğini söyledi.
TR.JAMNEWS
Dün Amerika'nın Maryland eyaletinin en büyük şehri Baltimore'da, öldürülen zenci genç için toplanan kalabalıkla polis arasında gerginlik yaşandı.
Yaşanan gerginliğin artması üzerine bölgeye milli muhafız takviyesi yapıldı.

Reuters'ın haberine göre: "Dün, polisin tutuklama esnasında yaralanan ve sonrasında hayatını kaybeden 25 yaşındaki Freddie Gray'in cenazesinin kaldırılmasının ardından halkın öfkesi arttı. Göstericilerin polise taş atması, yollarda ateş yakmaları ve etraftaki mağazaları yağmalamaları nedeniyle en az 7 polis yaralandı."
Polisle göstericiler arasında yaşanan gerginliğin artması üzerine yüzlerce milli muhafız bölgeye geldi. Biber gazı ve göz yaşartıcı gaz kullanan polis göstericileri zorlukla dağıtabildi.
Maryland eyalet valisi Larry Hogan, şiddetin artması üzerine müdahale için orduya bağlı milli muhafızları devreye soktuğunu söyledi: "Bu kararı öylesine almadım. Asayişi sağlamak için Milli Muhafızlar başvurulabilecek son adrestir. Bakın, insanlar protesto etme ve kızgınlarını ifade etme hakkına sahiptir. Fakat Baltimore şehri sakinleri toplum içinde güvenlik ve huzuru da hakediyor."
TR.JAMNEWS
Vahabi televizyon kanalı ''Kelime'' Suudi Arabistan'ın Yemen'e başlatmış olduğu ''Kararlılık Operasyonu''nun amblem ve logosunu operasyon boyunca kendi televizyon amblem ve logosuyla değiştirmişti. Şimdiyse Müslüman ve Gayri Müslim alimlerin Yemenlilerin katledilmesinde icma ettiklerini iddia etti.
Vahabi televizyon kanalı ''Kelime''nin spikeri; Eğer Husileri Müslüman
olarak kabul edecek olursak, Kur'an'ı Kerimde ne kadar had uygulama ve
ceza ayeti varsa onlara uygulansa yeridir! Yemenlilerin öldürülmesi
hakkında icma ve görüş birliği var dedi. İlginç olansa Vahabi spiker'in
Birleşmiş Milletleri'de icmaya dahil etmesi oldu.
Vahabi müftüler ellerinde hiçbir delil ve kanıt bulunmamasına rağmen, Şii Husileri dinden çıkmış ve mürtet olarak görmekteler!
Bazı Vahabi müftülerin Yemenli Şii Husiler hakkındaki beyanatları:
Abdulaziz Ali Şeyh: Husiler dinin ve emniyetin düşmanıdır!
Abdurrahman Es-Sudeys: Mescidu'l-Haram'daki cemaat ve Cuma namazlarını
kıldıran şahıs; Yemen savaşı Tarih sayfalarına altın harflerle
yazılacak!
Muhammed Arifi: Suudi rejimin Yemen saldırısını doğrudan destekleyerek
bizzat savaş meydanına gitmiş ve halkı Şii Husilere karşı kışkırtmıştı!
TR.JAMNEWS
Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Ana Bilim Dalı Başkanı
Prof.Dr. Ragıp Kılıçarslan, fakültenin Avrupa Birliği Eğitim
Akteditasyonu için yaptıkları başvuru ardından 5-6 yıl önce gelen
heyetin bazı eksiklikler tespit ettiğini ve bunların mutlaka yerine
getirmeleri gerektiğini ilettiğini söyledi. Prof.Dr. Kılıçarslan, şöyle
dedi:
"Bize, Avrupa Birliği ülkelerinde verilen eğitimlerde uygulamalarında domuzların da olduğunu, bizim de bunu yapmamız gerektiği söylendi. Biz de bunları teorik ders müfredatlarına koyduk. Ancak, uygulamaları da yapabilmek üzere 5 dişi, 1 erkek domuzu 1-2 ay önce fakültemize kazandırdık. Eğitim birliği amacıyla fakültemizde de domuzların da yer almasını, Avrupa Veteriner Eğitimi Kurumları Birliği (The European Association of Establishments for Veterinary Education) istiyor. Burada verilen eğitimin AB ülkelerindeki veteriner fakültelerinde verilecek eğitimin teorik ve uygulamalarının uyumlu olması ile ilgili uzun bir hazırlık dönemi geçirdik. Önümüzdeki Ekim ayında ziyaretimize gelip; uygulamalarımızı, eğitim sistemimizi tekrar inceleyecekler. Buna uyumlu olduğumuzu kendilerine kanıtlamış olacağız. Bunun amacı; veteriner fakültesi öğrencilerine verilen eğitimin AB ile uyumlu seviyede ve kalitenin artmış olması. İnşallah bu olduğu zaman hepimiz çok mutlu olacağız."
İSRAİL İÇİN ’DOMUZ KOŞULU’ ARANMIYOR
Avrupa Veteriner Eğitimi Kurumları Birliği’nin veteriner fakültelerindeki eğitim sistemine akreditasyon vermek için İstanbul Üniversitesi Veteriner Fatültesi’nden uygulamalı domuz eğitimi istemesine karşılık, Yahudi inancı uyarınca domuz eti tüketilmesinin haram kabul edildiği İsrail’deki fakülteler için bu koşulu aramadığı ileri sürüldü.
habervaktim
BBC Fars’ın Irak ve Suriye’de batı ve Araplar tarafından desteklenen
teröristlerle yakın ilişki içinde olmasına karşın, güya bu medya
organının IŞİD’i haber konusu yapması kendisinin bağlı olduğu üst
düzeydekilerin memnuniyetini celp edemediği doğrultusunda bir izlenim
oluşmuştur.
BBC Fars geçtiğimiz yıllarda çeşitli haber bölümleri ve her alanda
resmi surette IŞİD’i destekleyen değişik siyasi programların
hazırlanmasıyla faaliyet göstermektedir.


Irak halkına karşı IŞİD’in vahşi cinayetlerinin başlamasının ardından
BBC Fars, IŞİD’i desteklemesi ve bu grup için terörist kelimesini
kullanmamasından ötürü izleyicilerinin geniş çaplı tepki ve itirazlarına
maruz kalınca şu iddiada bulunmuştur: “Siyasetimiz gereği ülkelerin
resmi sorumlularından birisi her hangi bir savaşçı grup için terörist
kelimesini kullanmadığı sürece bizde programlarımızda bu kelimeden
yararlanmayacağız.” Ancak söz konusu medya organının sorumluları “Hangi
kurum veya Uluslar Arası Kuruluşun onayıyla bu teröristler için devlet kelimesini kullandınız?” sorusuna cevap vermemiştir.


BBC Fars’ın hazırladığı birkaç programına kısaca bakıldığı zaman bu
kanalın çelişik söylemleri ve bazı konularda yanlış yönlendirmelerini
açıkça göreceğiz. Bununla birlikte söz konusu kanalın bazı muhabirleri
daha da ileri giderek casus unvanında bilgi toplayıp casusluk yapan
kanallara bildiri aktarımı yapmaktadır.

BBC Fars’ın haber yapımcısı Nefise Kuhneverd – yayınlanmış belgeler
esasınca – Islahatçı Partisi gazetelerinin iş birliğiyle İran’daki
faaliyet yıllarında Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatına (MİT) casusluk
yapma girişiminde bulunmuştur. Nefise’nin Beyrut, Tahran ve İstanbul’da
İngiltere ve Türk makamlarıyla medyatik çalışmalarla dolu kuşkulu
geçmişi onu tam anlamıyla bir casus yapmıştır.
Nefise Kuhneverd Sadık Saba’yla (BBC Fars Müdürü) gayri ahlaki
ilişkilerinden dolayı baskı altında kalmasının ardından söz konusu
kanalın çalışanlarından birisiyle kurumsal evlilik yapmak zorunda kalmış
ve aynı zamanda bölgenin güvenli olmaması hasebiyle muhabir unvanında
Lübnan’a gönderilmiştir.

IŞİD’in Suriye ve ardından Irak’ta ortaya çıkmasından sonra BBC Fars
tarafından bu terörist grubun savunulması projesi başlamıştır. Ancak
dikkat edilmesi gerekir ki Nefise Kuhneverd IŞİD karşıtı olarak Irak
savaş bölgesine gönderilmesine karşın Arapçayı iyi kullanan uzman bir
muhabire yakışmayan acemi muhabirlik tutumu ve diğer gizli örgütlerle
ortak faaliyet göstermesi onun muhabirlik kimliğini daha da net olarak
ortaya koymaktadır. Keza Nefise’nin İngiltere devlet kanalına bağlı
olduğunu gizleyerek savaş bölgelerinde Irak askerlerinin yanında yer
alması dikkat çekici bir noktadır.


Kaç gün önce Irak halk direniş grubu birliklerinden birisinin komutanı
Cevad Ali Husnavi şehit edildi. Bu şahıs savaş meydanında değil, IŞİD
tarafından çizilen planın eseriyle “Azizü’l Beled” köyünde terör edildi.
IŞİD, halk savaşçılarına karşı bu şekilde ilk defa terör eyleminde
bulundu.
Söz konusu şehidin cephe arkadaşıyla yapılan söyleşi medya
organlarından birisinin bu şehit komutanın nasıl teşhis edilip
ispiyonlandığı üzerindeki perdeyi kaldırmıştır. Bu şahıs şunları dile
getiriyor: Cevad Ali Husnavi İnkılap rehberine ilgi duyması ve çeşitli
resimlerini asmasından dolayı meşhurdu ve hiçbir şeyi de saklamayan
birisiydi. Kendisi birkaç defa Arap muhabirleriyle söyleşi yaptı. En son
söyleşisi BBC Fars’laydı ki bana göre o bu söyleşi onun tanınmasına
sebep oldu.

Diğer taraftan Cevad Ali’nin şahadetinden sonra BBC Fars kendi izini
kaybetmek için fecebook sayfasında bir haber yayınlayarak Cevad Ali
Husnavi’nin şahadetine üzüldüğünü bildirdi.
Nefise Kuhneverd söz konusu şahsın nasıl şehit edildiğini açıklarken
yanlış yer adresi vererek onun terör edilmesini gizlemiş ve Cevap Ali
Husnavi’yi Selâhaddin operasyonunda ölen birisi olarak tanıtmıştır.
Nefise’nin açıklamalarının bir bölümünde şunlar yer almıştır: “Husnavi
Selâhaddin operasyonunda öldürülmüştür.”

Nefise Kuhneverd’in Türkiye’ye casusluk geçmişi ve bu ülkenin birkaç
yıl boyunca IŞİD ve bölge teröristlerine yardımı dikkate alınarak ve
Nefise’nin BBC Fars’a gönderdiği raporların incelenmesiyle rahatlıkla
hali hazırda onun casusluk faaliyetlerine devam ettiğini söyleyebiliriz.
Örneğin Nefise BBC Fars’a gönderdiği raporların birisinde Iraklı
mücahitlerin bindiği araçların teröristlerin aracından ayırma yöntemini
resimli anlatımla bildirerek kendini ele vermiş ve hemen ardından IŞİD
hava saldırısından korunmak için bu yöntemden yararlanmıştır.
Zikredilen bu konular yalnızca BBC Fars’ın geniş ve etnik faaliyetlerinin bir kısmını yansıtmaktadır.
TR.JAMNEWS
"İslam ülkelerinde hemen her gün bir kaç Kerbela yaşanıyor"
İstanbul
Kongre Merkezinde düzenlenen 30. İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve
Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısının açılış töreninde
konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyada artık her gün farklı
ülkelerde birden fazla Kerbela yaşandığını kaydetti.
İslam'ın en kutsal mekanlarından Mescid-i Aksa'ya barbarların postallarıyla girdiğini ama kimsenin sesinin çıkmadığını anlatan Cumhurbaşkanı, İslam dünyasına çağrı yaparak, "Kardeşlerim ne olur şöyle manzaraya bakalım, kim kazanıyor, kim kaybediyor? Bunu görelim. Şayet bunu görebilirsek çözümün fitilini ateşlemiş oluruz" dedi.
İslam dünyasının sorunlarını yine İslam dünyasının çözebileceğini anlatan Erdoğan, "Dışarıdan gelenler İslam coğrafyasının petrol, altın, iş gücünü seviyor" diye konuştu.
İslam'ın en kutsal mekanlarından Mescid-i Aksa'ya barbarların postallarıyla girdiğini ama kimsenin sesinin çıkmadığını anlatan Cumhurbaşkanı, İslam dünyasına çağrı yaparak, "Kardeşlerim ne olur şöyle manzaraya bakalım, kim kazanıyor, kim kaybediyor? Bunu görelim. Şayet bunu görebilirsek çözümün fitilini ateşlemiş oluruz" dedi.
İslam dünyasının sorunlarını yine İslam dünyasının çözebileceğini anlatan Erdoğan, "Dışarıdan gelenler İslam coğrafyasının petrol, altın, iş gücünü seviyor" diye konuştu.
IŞİD, Irak’a saldırırken de AKP’den destek almaya devam ediyor. Teröristler, Suriye sınırından Türkiye’ye serbestçe girip çıkarken İstanbul, Gaziantep ve Hatay havaalanları da yurtdışından gelenler için transit geçiş noktası oldu
AKP’nin IŞİD’in Suriye’deki birimlerine desteğinin el altından sürdüğü ortaya çıktı. AKP’nin örgüte sağladığı kolaylıkların, Irak’taki gelişmelerin ardından da devam ettiği öğrenildi.
IŞİD’ın Musul’u ele geçirmesi ve Irak’ta Sünni aşiretler ile yaptığı işbirliği sonucu, Anbar vilayetinde belirli merkezleri denetim altına almasıyla, bölge dengeleri altüst oldu. Mesud Barzani’ye bağlı peşmergelerin Kerkük’ü ele geçirmesine ses çıkarmayan AKP, IŞİD’e karşı adım atmadığı gibi, örgüte Suriye-Türkiye sınır ekseninde bugüne kadar sağlamış olduğu hareket serbestisinde de hiçbir kısıtlamaya gitmediği ortaya çıktı.
MİT SINIRDAN GEÇİŞLERİ BİLİYOR
Aydınlık’a ulaşan bilgilere göre, örgüt militanları, IŞİD’in Musul’u ele geçirip Başkonsolos dahil 49 kişiyi rehin almasından sonra bile, AKP’nin verdiği talimat doğrultusunda yerel makamların sağladığı kolaylıklardan yararlanmayı sürdürdüler. IŞİD militanlarının, Türkiye-Suriye-Irak üçgeni dahil olmak üzere, Suriye sınırı boyunca uzanan çeşitli güzergâhlardan Türkiye’nin sınır illerine kolaylıkla geçmeye devam ettiği ortaya çıktı. Söz konusu militanların MİT’in bilgisi haricinde Türkiye’ye geçmelerinin mümkün olmadığı belirtildi. Sınır illerindeki IŞİD trafiğinin yoğunluğunu sürdürüyor olmasına karşın, güvenlik güçlerinin hemen hiçbir operasyon düzenlememiş olması da dikkat çekti.
Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar, IŞİD militanlarının sınır illerindeki faaliyetleri nin kamuoyuna yansıyanın çok daha ötesinde olduğuna işaret ederlerken, güvenlik güçlerinin bütün bu faaliyetlerden haberdar olmasına karşın ses çıkarmadığını belirttiler. Özellikle, yurtdışından gelen teröristlerin Suriye’ye geçişinde İstanbul, Gaziantep ve Hatay’daki havaalanlarının önemli bir transit noktası olduğu dile getirilirken, sadece bu havaalanlarındaki güvenlik kameralarının incelenmesi durumunda bile örgütün militanlarının yakalanmasına ilişkin önemli veriler elde edilebileceği vurguladılar.
Devletin resmi raporlarında, yabancı ülkelerden Hatay’a gelen teröristlerin Reyhanlı ilçesinin Bükülmez, Kuşaklı, Beşaslan köyleri, Altınözü ilçesinin Hacıpaşa beldesi, Yayladağı ilçesinin de Güveçci köyünden Suriye’ye geçtikleri bilgisi yer alıyor.
Deniz Kahraman
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/45007-isidin-musul-isgaline-turkiyede-karar-verildi.html
AKP medyası, IŞİD'in arkasında ‘ÇUVALCI’
David Patreus ve İsrail olduğunu iddia ediyor. İsrail yaptığı
açıklamalarla, IŞİD sayesinde BOP'un hedefi Kürdistan'ın kurulmasından
memnun olduğunu bildiriyor
BOP’UN HEDEFİ KÜRDİSTAN’DI
Büyük Ortadoğu Projesi 20 yıl önce ABD’li Neo-Con’lar ve İsrail tarafından ortaya atılmıştı. Asıl hedef Arap dünyasına ve İran-Şii eksenine karşı araya İsrail’e bağlı bir Kürdistan kurdurmaktı. İsrail, IŞİD operasyonu ile bu hedefe ulaşıyor.
ERDOĞAN’A PETROL PAYI
Bu operasyon sırasında İsrail, yine Takvim’in iddiasına göre Balyoz operasyonu ile Türk donanmasını tasfiye etti. Daha sonra Erdoğan-Barzani yakınlaşması ile Kürt petrolünün İsrail’e gitmesi sağlandı. Türkiye, Kürdistan’a destek verdi.
SON AŞAMA: TÜRKİYE’Yİ BÖLME
İsrail’in asıl hedefi kendi kontrolü altındaki bir Kürdistan ile Türkiye’yi bölerek, hem petrole hem de suya kavuşmak. Böylece GAP’ı da kontrol etmek istiyor. Erdoğan, Köşk oyları için çözüm süreci adı altında bu bölünmenin taşlarını döşüyor.
İsrail sevinçli: Kürdistan kuruluyor
ABD Dışişleri Bakanı Kerry ile görüşen İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, Irak’ta devam eden krizin bağımsız bir Kürt devleti sonucu doğurabileceğini söyledi. İsrail’in bu devleti tanıyan ilk ülkelerden birisi olacağı söyleniyor.
Kürtler İsrail ilişkisini gizledi
İsrail’in, uzun süredir Irak Kürdistanı ile sahip olduğu ilişkileri, Kürt bölgesinin talebi üzerine gizli tuttuğu iddia ediliyor. Kürdistan bölgesinde Mossad istasyon şefliği yapan Eliezer Tsafrir, Reuters’e yaptığı bir açıklamada, Kürdistan ile açık ilişkilere sahip olmak, bölgede elçilik açmak istediklerini ancak Kürtlerin buna sıcak bakmadıklarını söylemişti.
‘Kürdistan petrol satabilir’
Irak Petrol Bakanlığı’nın şikayetiyle açılan davada, Federal Mahkeme kararını verdi ve oybirliğiyle Irak Kürt bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetini haklı buldu. IKBY Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nın resmi sitesinde yayımlanan açıklamada, "Karar, mahkeme heyetinin oybirliğiyle alındı. Irak Petrol Bakanlığının şikayeti reddedildi. Mahkeme, Kürdistan bölgesi aleyhine açılan davada, Irak Hükümetini haksız buldu. Bu karar bağlayıcıdır" denildi.
IKYB, bölgeden çıkardığı petrolü Türkiye’ye sevk ederek satmaya çalışıyordu. Bağdat yönetiminin ve ABD’nin karşı çıkması sebebiyle bölgeden gelen petrole alıcı bulunmasında önemli güçlükler çekiliyordu.
Türkiye nasıl kandırılıyor? Kürdistan ile büyürsünüz!
Erdoğan Hükümeti’nin Barzani’yi petrol nedeniyle desteklemesi ve Türkiye’deki Kürtlere özerklik vaadi altında İsrail’in büyük oyun planı yatıyor. İsrail, Türkiye’nin Barzani’yi destekleyerek Kürdistan’ı kurdurmasını, sonra Türkiye’den parça kopararak Kürdistan’ı büyütmeyi hedefliyor. Neo-Con’lar ise Erdoğan’ı “Kürdistan size dahil olacak, Musul’u alıp Misak-ı Milli sınırına kavuşacaksınız gibi” yalanlarla kandırıyorlar. Türkiye büyüme hayalleri içinde, AKP eliyle tezgahlanan çözüm sürecinde küçülmeye ve parçalanmaya sürükleniyor.
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/kurdistan-israil-plani-h55651.html
Bizler, Atatürk İlke ve İnkılapları
çizgisinde ve Cumhuriyet’in temel ilkeleri doğrultusunda siyasi yaşamını
şekillendirmeye çalışan bir grup üniversite öğrencisiyiz. Türkiye’nin siyasi
geleceği hakkında aynı kanaati taşıyıp CHP’de birleşmemiz ve kanaatlerimizi
ülke insanlarımıza yansıtma hedefinde olmamız bizleri inceayarsiyaset.blogspot.com ismi altında
birleşmeye ve ülkemizin birlik ve beraberliğini temel almak suretiyle CHP’ye
hizmet etmeye sürükledi.
2013 Temmuz ayında kendi
imkanlarımız dahilinde bloğumuzu kurduk ve derslerimizin ağırlığına rağmen
vaktimizi düzenleyerek kendi aramızda görev paylaşımı yaptık.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen
iktidarın gerçek yüzünü halkımıza tanıtma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin dünü, bu
günü ve yarınını reel olarak insanlarımıza aşina kılma yönündeki hedefimize
devam ettik, üstelik ödün vermeksizin!
Siyasetin gerektirdiği ahlaki
anlayışı çalışmalarımızın desturu yaparak her türlü ağır eleştiri ve hatta
bazen itham ve çirkin sözlere göğüs gerdik. Defalarca bloğumuz kapatılmakla
tehdit edildi ve bizlere de vatan haini yaftası vuruldu ve defalarca youtube,
twitter ve facebook hesaplarımız kapatıldı.
Bunca sıkıntılara rağmen bir yılı
aşkın idare ettiğimiz bu blogun giderleri bizlerin gücü ötesine taştı ve
bizleri satışa çıkarmaya mecbur etti.
inceayarsiyaset.blogspot.com’un
Özel Bilgileri
Yönetici: Kemal Yıldırım
Takipçisi: 1453
Görüntüleme: 555799
Yüklediği fotoğraf: 5376
Yönetici: Hakan Çetin
Takipçisi: 85
Görüntüleme: 155262
Yüklediği fotoğraf: 2600
YouTube’deki abone sayısı: 193
Soma Holding'in faciada kusurumuz yok, her şey bir anda oldu yalanı bu
belgeyle ortaya çıktı. Facianın yaşandığı 15.10’dan 6 dakika önce
madendeki karbonmonoksit seviyesinin ani biçimde yükselmiş.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 13 Mayıs’ta yaşanan facianın
ardından ulaştığı belge, kazanın yaşandığı gün 14.00’ten itibaren
madendeki karbonmonoksit salımını gösteriyor. Savcının elinde olan
belgelere göre kazadan 1 saat önce madendeki karbonmonoksit salımı bir
miktar yükseliyor ve riskli kabul edilen 50 ppm oranının üstüne çıkıyor,
ancak birkaç dakika sonra yeniden bu oranın altına iniyor. 15.10’da
yaşandığı belirtilen kazadan 6 dakika önce 15.04’te karbonmonoksit
miktarı hızla yükseliyor. 15.04’te 100 ppm’in üzerine çıkan
karbonmonoksit miktarı kazanın yaşandığı dakikada 500 ppm’i buluyor.
Milliyet'te yer alan habere göre; bu belgeyle birlikte, karbonmonoksit
miktarının yükselmeye başlamasından sonra yapılabilecek bir uyarı ve
hızlı tahliye ile işçilerin kurtarılıp kurtarılamayacağı akıllarda soru
işareti olarak kaldı.
300’ün üstü ölüm noktası
Özel, şunları kaydetti: “Tahliye imkanı olabilir gibi gözüküyor.
Karbonmonoksit salımı bu. Önceki günlerde de defalarca 50’nin 100’ün
üzerine çıktığına ilişkin veriler var savcının önünde. 50’nin üstünün
kaydedilmesi ve tedbir alınması gerekiyor. 50’den sonra insan sağlığı ve
maden güvenliği açısından tehdit başlıyor. 50 ile 100 arasında belli
uyarılarla çalışılıyor ama 100’den sonra kesin tahliye etmek gerekiyor.
300’den sonra ilk solumada ölüm noktası olduğu bize belirtildi. Bu
sensörün neredeki sensör olduğunu bilmiyoruz. En son iki gün önce olmak
üzere belli bir süredir karbonmonoksidin sürekli yükseldiği görülüyor.
Savcı da neden teknik nezaretçi defterinin doldurulmadığını, önlem
alınmadığını Akın Çelik ve diğer gözaltındakilere defalarca sordu.
İşçiler, bana, ‘çizmeler son 15 günde yarıya kadar ter doluyordu. 2
saatte bir çizmeyi boşaltıyorduk terden. Çok sıcak diye hep söyledik’
diyor. Maden yetkilileri ise ‘bir şey yok’ demişler. Bu madenin kapanan
başka bir yerinde sızdırmazlığın sağlanamadığı içten içe bir yanmanın
gitgide ilerleyerek madeni ısıttığı belirtiliyor. Patlama günündeki
uyarılar daha önce de verilmiş gözüküyor.”
‘Madene 1 saat sonra ittim’
Özel, savcıların İşletme Müdürü Akın Çelik’e bu konuyu ısrarla
sorduğunu anlattı. Çelik’in sorguda şu ifadeleri kullandığı öğrenildi:
“Olay günü 15.00 sıralarında madendeki arkadaşlardan biri telefonla
aradı. U3 bölgesi olarak tanımlanan yerden Duman çıktığını söyledi.
Çocuğumun rahatsızlığı nedeniyle madene 1 saat sonra gittim. Kömür
kızışması doğal bir olaydır, kendiliğinden gerçekleşir. Olayın sebebini
bilmiyorum. Bilirkişi raporlarıyla gerçek ortaya çıkacaktır. Çalıştığım
süre boyunca söz konusu maden ocağında herhangi bir anormallik görmedim.
Görevim gereği teknik nezaretçi defterine teknik nezaretçinin yazmış
olduğu aksaklıklara ilişkin tutanakta belirtilen varsa aksaklıkları
düzeltmek ile görevliyim. Maden içindeki gaz değişimine ilişkin
ölçümleri yapan sensörler ve bu sensörlerin ölçümlerini takip eden
görevliler bulunmaktadır. Herhangi bir gaz değişimi olduğunda bu hususta
görevli personele bilgi verilmektedir. Bu durum görevli personelce
değerlendirilir ve yapılması gereken işlem yapılır.
Kaza sırasında madene girerek işçilerin kurtarılması çalışmasına
bizzat katıldım. Bu nedenle ölüm tehlikesi geçirdim. Ayrıca müdürü
olduğum işletme sürekli olarak hem özel hem de kamu denetçileri
tarafından denetlenmektedir. İş sağlığı güvenliği sistemi işletmemizde
mevcuttur. Herhangi bir eksiklik bulunmamıştır. Olayın neden
kaynaklandığını biz de tespit edemedik.”
Megafon ve skor iddiası
Özel, madenle ilgili bir başka eksikliği de şöyle anlattı: “Maden
devralındığında duvarlarda megafon sistemi varmış. Bu sistem, hem tek
düğmeyle kontrol kısmına ulaşmaya hem de her yeri kontrol eden bütün
bilgilerin geldiği kontrol odasının bütün yerlerden anons yapmasını
sağlıyor. İşçiler, bana, ‘Doğu Alman modeli bir cihazdı ve çok iyi
çalışıyordu’ diyor. Sökülme nedeni maç skoru sorulmasıymış. İşçiler,
‘Yukarıda derbi varsa gidiyorduk kaç kaç oldu diye soruyorduk’ diyorlar.
Komple sökülmüş ama yerleri duruyormuş. İşçiler, ‘O cihaz varken zaman
zaman çok sıcak oldu, terliyoruz, nefes alamadık diyorduk.”
‘ILO sözleşmesi imzalanmalıdır’
Özel, bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin olarak, “Yer altında
acilen taşeronu kaldırmak lazım. ILO sözleşmesini hemen imzalamak lazım.
ILO sözleşmesi olsaydı yangın merdiveni gibi ayrı çıkışlar oluyor,
bulunduğun her yerde alternatif çıkış oluyor” diye konuştu.
Soma’ya giden sakallı, sarıklı adamlar herkesin dikkatini çekti.
“Ne işleri vardı orada? Niçin gitmişlerdi?”
Bu soruları soran herkese “Ne o, sakallılardan rahatsız mı oldunuz?” sorusu yöneltildi.
Bu soru aslında bir itham da içeriyor.
Peki sakallı ve sarıklıların Soma’ya gitmesinden gerçekten rahatsız olanlar var mıdır?
Sanırım evet.
Bu tablo 10 yıl önce olsaydı “Bu ülkede hâlâ dinden, dindarlardan, dinî sembollerden rahatsız olanlar var” diyebilirdik.
Bugün için durum farklı.
Zira, AK Parti’nin 2007’ye kadar uyguladığı barışçı politikalar sayesinde durum değişti.
Önyargılar kırıldı. İnsanlar birbirini anlamaya başladı.
Birbirimize artık daha hoşgörülü bakmayı öğrendik.
Bu sayededir ki kamu kurumlarında başörtüsü yasağı bile neredeyse toplumsal bir mutabakatla kalktı.
Peki ne oldu da, İsmail ağa Cemaati’ne mensup sarıklı vatandaşların Soma’ya gitmesi kimilerini rahatsızlık etti?
Dine ve dindarlığa mı, yoksa dinin iktidar çevrelerince kullanılmasına mı yönelik bir tepkiydi?
Doğrusunu söylemek gerekirse, rahatsız olanların içinde ben de varım.
Niye gittiler oraya? Kurtarma ekibi değiller? Kimsenin yarasına merhem olacak bir önerileri de yok.
Peki ne işleri var?
Ne anlatacaklar o acılı insanlara? Babasını, evladını, kardeşini, kocasını kaybetmiş o kimselere ne verecekler?
Kimi neye ikna etmeye çalışıyorlar?
Arkadaşlar, sarıklıların oraya gitmesine olan itirazı, dine yönelik hoşgörüsüzlük olarak göstermeye çalışıyorsunuz.
Halbuki mesele öyle değil.
İktidarın hataları sonucu oluşan her felaketi ‘kader’ diye açıklıyorsunuz.
Bu tür felaketlerin bize “Allah’tan geldiğini” söyleyerek, kendi suçunuzu Yaradan’a atfediyorsunuz.
Kendinizi ilah yerine koyarak, şehitlik dağıtıyorsunuz.
Din sizin için resmen kalkana dönüşmüş.
Size olan itirazı dine, dini değerlere itiraz, kadere isyan, Allah’a karşı gelmek olarak lanse diyorsunuz.
O sarıklılar, sizin bu yanlışlarınızı, hatalarınızı doğru göstermek için gittiler Soma’ya.
Dini bir afyon olarak götürdüler yanlarında.
Yoksulların başına gelen felaketin gerçek sorumlularını görünmez kılacak bir afyon.
Yaralı insanlara, iktidara itiraz etmemeleri için sabır ve metanet tavsiye etmeye gittiler.
Babasını, kardeşini, oğlunu kaybetmiş halkı; felaketin Allah’tan geldiğine, hükümetin hiçbir kusuru olmadığına ikna çabasındalar.
İkna çabası… Bir zamanlar üniversitelerdeki ikna odalarının ayaküstü versiyonu.
Onlar ikna odası kurmuşlardı, siz de ikna fısıltısıyla, ikna çadırıyla kendinizi üstün gördüğünüzü açığa vuruyorsunuz.
Bütün itiraz ve öfke sizin kalkan yaptığınız din anlayışına ve bu anlayışın sembollerinedir.
Sarıklılar iktidarın değil de garibanların yanında olsaydı, böyle mi olurdu?
Somalılara; “Bu sizin kaderiniz değil. Batı’da maden ocaklarında çalışanları koruyan Allah, size niçin felaket göndersin?
Bu iş bütünüyle iktidarın kusurudur. Onlar işlerini düzgün yapmadıkları için tüm bunlar başınıza geliyor.
Lütfen ‘kader’ diyenlere inanmayın. İslam böyle bir din değil. İslam sorgulama, hak arama, helalleşme, hesaplaşma dinidir.
‘Şehit oldular’ diyerek size cenneti rüşvet olarak verip kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Lütfen bunlara itibar etmeyin.
Bunların anlattığı din gerçek Müslümanlık değil.
Hakkınızı arayın. Size yapılan zulümlere boyun eğmeyin…” deselerdi toplumun o sakallı amcalara bakışı aynı mı olurdu?
Mazlumun yanında yer alması gereken muktedirin yanında yer alıyor.
Öfke de, itiraz da, nefret de buna.
Yoksa bu ülkede kimsenin artık kılık kıyafetle alıp veremediği yok.
Sizin beceriksizliklerinize, riyanıza yönelen öfkeyi, dinden çıkmak olarak göstermeyin.
O madende çocuklarının rızkı için çalışanlara “Felaketi Allah gönderdi” diyerek Allah’a iftira atmaktan vazgeçin.
İktidarınızı kurtarmak için dini, dindarlığı, kutsal değerleri harcamayın.
Hadis-i şerifi hatırlayın: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” twitter.com/acikcenk
Levent Gültekin
http://www.gazeteoku.com/frame.php?url=http://www.internethaber.com/somadaki-sariklilar-kimi,-neden-rahatsiz-etti-16058y.htm#.U3yW4yijjIV
AKP TBMM Grup Basın Danışmanı İrem Sarp, kişisel hesabından Canikli’nin hesabının hacklendiğini açıkladı.AKP Grup Basın Müşavirliği’ndan yapılan yazılı açıklamada, “AK Parti Grup Başkanvekilimiz Nurettin Canikli’ye ait ‘nuretincanikli’ Twitter hesabı ile Hotmail hesabı, başka şahıslar tarafından ele geçirilmiştir. Bu hesaplardan gönderilen bilgilerin sayın Grup Başkanvekilimizle hiçbir alakası yoktur. Söz konusu şahıslarla ilgili yasal işlem başlatılacaktır.” denildi.
İşte Canikli’nin Twitter hesabından yapılan o paylaşımlar:

Gezi Parkı direnişine ilişkin açılan dava devam ediyor. Davanın sanıklarından birinin anlattıkları kan donduracak cinsten.
Gezi Parkı olaylarına ilişkin yedisi yabancı 255 sanıklı davanın 7. duruşması yapıldı. İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 23 tutuksuz sanık katıldı. Sanıklar, kimlik tespitinin ardından savunmalarını yaptı.
"9-10 POLİS ÜSTÜME GELİP AĞIR ŞEKİLDE DARP ETTİLER"
Duruşmada savunma yapan üniversite öğrencisi Mustafa Emrullah, 2 Haziran 2013 gecesi Üsküdar'dan Beşiktaş'a arkadaşını ziyaret etmek için geçtiğini belirterek, "Arkadaşıma giderken, daha önceden atılmış gaz bombasından etkilenip öğrencisi olduğum Bahçeşehir Üniversitesi kampüsüne sığındım. Beşiktaş Çarşı'ya girmek istedim, ancak Barbaros Bulvarı girişi polis tarafından tutulmuştu. Akaretler tarafına yürüdüm, ancak polis orayı da tutmuştu. Geri dönerken, dinlenmekte olan çevik kuvvet polisi bana laf attı. 'Evine git birader" dedi. Daha sonra ağır küfürler etti. 9-10 polis üstüme gelip ağır şekilde darp ettiler" dedi.
"BEYİN SARSINTISI GEÇİRİYOR OLABİLİRDİM"
Polislerin kafasına kaskla vurduğunu iddia eden Emrullah, "Darpın etkisiyle kendimde değildim. Otobüse ters kelepçeli olarak bindirildim. Kafam kanıyordu. Gözaltına alınan diğer şahıslar kafamın kanamasını durdurmak için kafama tişört tuttular. Polisler bunu yapanlara da küfür etti. 2 saat tıbbi yardım yapılmadı. O sırada beyin sarsıntısı geçiriyor olabilirdim" diye konuştu.
"ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIK"
Kabin memuru sanık Hatice Tuğşen Akyol da, 5 Haziran 2013 günü saat 20.00 civarında arkadaşının kendisi ve diğer arkadaşı Arzu Kurt'u Gümüşsuyu Caddesi'nin başında bıraktığını belirterek, "Hiçbir olay yoktu. Gezi Parkı'nın oraya gittik. Birkaç saat oturduktan sonra, eve dönmek için taksiye binmek amacıyla indiğimiz yere geri döndük. Bir anda gaz bombaları atıldı. Mecburen herkesle birlikte İTÜ'nün merdivenlerine doğru kaçmaya başladık. Arzu Kurt ile birlikte birbirimize tutunup çöktük. Tam o sırada coplarla polisler ikimizi darp etti. 48 saatte yalnızca 1 kez yemek verildi. Çıplak aramaya maruz bırakıldık. Çırılçıplak soyup ıkınmamı istediler" diye konuştu. Kabin memuru sanık Arzu Kurt ise, "Bana sinkaflı küfürler edildi. Anadan doğma şekilde Hatice gibi aramam yapıldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu.
"NE GÜZEL ORUÇ TUTMUŞLAR"
Suçlamaları kabul etmeyen tutuksuz sanık Yılmaz Tüzen'in avukatı Melis Dalgıç da şunları söyledi:
"Gözaltına alınanların bana anlattıkları ve gördüklerimle ilgili olarak, şahısların aç ve susuz bırakıldığını Baro'ya da, Cumhuriyet Savcılığı'na da bildirdim. Önlem alınması gerektiğini vurguladım. Hatta bu durumu, ismini hatırlayamadığım bir savcı ile görüştüğümde, ona sanıklar aç-susuz dediğimde, 'Ne güzel, oruç tutmuşlar' dedi." "SOMA'DA PARA HIRSINA KURBAN EDİLEN MADENCİLERİ SAYGIYLA AINYORUM"
Evli ve 1 çocuk babası olan lise mezunu sanık Yücel Demir ise, savunmasına, "Soma'da para hırsına kurban edilen madencileri saygıyla anıyorum" diyerek başladı.
"1 Haziran 2013 günü saat 12.30 sıralarında Galatasaray Lisesi önünde gözaltına alındım. Gözaltına alındıktan sonra 15 saat bir polis otobüsü içerisinde hapsedildik. Neredeyse nefes almamıza dahi müsaade edilmedi. Orada olmamın nedeni, hükümetin doğayı katleden uygulamalarına olan tepkimdir. Kanunsuz bir gösteriye katılmak gibi bir amacım da yoktu. Suçlamaları kabul etmiyorum."
"SİZİN YÜZÜNÜZDEN 48 SAATTİR ÇALIŞIYORUZ, EVE GİDEMEDİK"
Yönetmen ve senarist sanık Ahmet Küçükyalı da, "Gözaltına alındıktan sonra çevik kuvvet otobüsüne bindirildiğimde, bir tane görevli koltuklara sopa ile vurarak, 'Sizin yüzünüzden 48 saattir çalışıyoruz, eve gidemedik' diye bağırdı. Telefon görüşmesi yaptırmadılar, yiyecek vermediler, tuvalete bir defa gitmeme izin verildi. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Kültür Bakanlığı'na eser veren ve bu kapsamda çalışma yapan senaristim, aynı zamanda yapımcı ve yönetmenim. Kanun dışı faaliyet içerisinde olmam söz konusu değil, beraatime karar verilsin" diyerek kendini savundu.
"İSTESEYDİM KAÇARDIM, YAKALAYAMAZLARDI. BEN MİLLİ TAKIM RAGBİ OYUNCUSUYUM"
Polis tarafından darp edildiğini iddia eden Ragbi Milli Takım oyuncusu Doğan Doğan da, "Akrep denilen araca sokuldum. İçeride benim gibi 5 şahıs daha vardı, bizi darp ettiler. Ardından başka bir araca bindirildim ve burada da darpa uğradım. Ancak herhangi bir müdahalem olmadı. İsteseydim kaçardım, yakalayamazlardı. Zira ben Milli Takım ragbi oyuncusuyum. Tüm bunlara rağmen darp edildim ve çok ağır hakaretlere maruz kaldım" dedi.
"40 POLİS BANA TEKME ATARAK KÜFÜR ETTİ"
Doğan, savunmasına şöyle devam etti:
"İstanbul Emniye Müdürlüğü binası önünde araçtan indiğim sırada, yakalananlar kaçmasın diye otobüsün önünde yaklaşık 40 tane polis vardı. Ben bunların arasından geçerken, hepsi bana tekme atarak küfür ettiler. Benim dışımda araçtan inenlere de bu şekilde vurdular. Aralarında kızlar ve Erasmus bursu ile gelen yabancı öğrenciler de vardı. Ben bunların da dayak yediğini gördüm."
"KOLUMDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İMZASI OLAN DÖVME VAR DİYE ANNEM VE BABAMA KÜFÜR EDİLDİ"
Sanık İlker Yeniay ise, "Mustafa Kemal Atatürk dövmelerimden dolayı polis bana laf attı. Ben de kendisine cevap verince, aramızda arbede çıktı. Başka bir polis aramıza girdi. Daha sonra bir arabaya sevk edilip 20 saat tutuldum. Nezaretteyken kemerimiz alındığından pantolonum düştü, bu yüzden de polisle aramda tartışma çıktı. Detaylı aramadan geçtim ve burada sinkaflı küfürlere maruz kaldım. Benim babam emekli astsubaydır. Kolumda Mustafa Kemal Atatürk imzası olan dövme var diye polis tarafından annem ve babama küfür edildi" dedi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73975/Kan_donduran_sozler__Polis_cirilciplak_soyunup_ikinmami_istedi.html
Gezi Parkı olaylarına ilişkin yedisi yabancı 255 sanıklı davanın 7. duruşması yapıldı. İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 23 tutuksuz sanık katıldı. Sanıklar, kimlik tespitinin ardından savunmalarını yaptı.
"9-10 POLİS ÜSTÜME GELİP AĞIR ŞEKİLDE DARP ETTİLER"
Duruşmada savunma yapan üniversite öğrencisi Mustafa Emrullah, 2 Haziran 2013 gecesi Üsküdar'dan Beşiktaş'a arkadaşını ziyaret etmek için geçtiğini belirterek, "Arkadaşıma giderken, daha önceden atılmış gaz bombasından etkilenip öğrencisi olduğum Bahçeşehir Üniversitesi kampüsüne sığındım. Beşiktaş Çarşı'ya girmek istedim, ancak Barbaros Bulvarı girişi polis tarafından tutulmuştu. Akaretler tarafına yürüdüm, ancak polis orayı da tutmuştu. Geri dönerken, dinlenmekte olan çevik kuvvet polisi bana laf attı. 'Evine git birader" dedi. Daha sonra ağır küfürler etti. 9-10 polis üstüme gelip ağır şekilde darp ettiler" dedi.
"BEYİN SARSINTISI GEÇİRİYOR OLABİLİRDİM"
Polislerin kafasına kaskla vurduğunu iddia eden Emrullah, "Darpın etkisiyle kendimde değildim. Otobüse ters kelepçeli olarak bindirildim. Kafam kanıyordu. Gözaltına alınan diğer şahıslar kafamın kanamasını durdurmak için kafama tişört tuttular. Polisler bunu yapanlara da küfür etti. 2 saat tıbbi yardım yapılmadı. O sırada beyin sarsıntısı geçiriyor olabilirdim" diye konuştu.
"ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIK"
Kabin memuru sanık Hatice Tuğşen Akyol da, 5 Haziran 2013 günü saat 20.00 civarında arkadaşının kendisi ve diğer arkadaşı Arzu Kurt'u Gümüşsuyu Caddesi'nin başında bıraktığını belirterek, "Hiçbir olay yoktu. Gezi Parkı'nın oraya gittik. Birkaç saat oturduktan sonra, eve dönmek için taksiye binmek amacıyla indiğimiz yere geri döndük. Bir anda gaz bombaları atıldı. Mecburen herkesle birlikte İTÜ'nün merdivenlerine doğru kaçmaya başladık. Arzu Kurt ile birlikte birbirimize tutunup çöktük. Tam o sırada coplarla polisler ikimizi darp etti. 48 saatte yalnızca 1 kez yemek verildi. Çıplak aramaya maruz bırakıldık. Çırılçıplak soyup ıkınmamı istediler" diye konuştu. Kabin memuru sanık Arzu Kurt ise, "Bana sinkaflı küfürler edildi. Anadan doğma şekilde Hatice gibi aramam yapıldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu.
"NE GÜZEL ORUÇ TUTMUŞLAR"
Suçlamaları kabul etmeyen tutuksuz sanık Yılmaz Tüzen'in avukatı Melis Dalgıç da şunları söyledi:
"Gözaltına alınanların bana anlattıkları ve gördüklerimle ilgili olarak, şahısların aç ve susuz bırakıldığını Baro'ya da, Cumhuriyet Savcılığı'na da bildirdim. Önlem alınması gerektiğini vurguladım. Hatta bu durumu, ismini hatırlayamadığım bir savcı ile görüştüğümde, ona sanıklar aç-susuz dediğimde, 'Ne güzel, oruç tutmuşlar' dedi." "SOMA'DA PARA HIRSINA KURBAN EDİLEN MADENCİLERİ SAYGIYLA AINYORUM"
Evli ve 1 çocuk babası olan lise mezunu sanık Yücel Demir ise, savunmasına, "Soma'da para hırsına kurban edilen madencileri saygıyla anıyorum" diyerek başladı.
"1 Haziran 2013 günü saat 12.30 sıralarında Galatasaray Lisesi önünde gözaltına alındım. Gözaltına alındıktan sonra 15 saat bir polis otobüsü içerisinde hapsedildik. Neredeyse nefes almamıza dahi müsaade edilmedi. Orada olmamın nedeni, hükümetin doğayı katleden uygulamalarına olan tepkimdir. Kanunsuz bir gösteriye katılmak gibi bir amacım da yoktu. Suçlamaları kabul etmiyorum."
"SİZİN YÜZÜNÜZDEN 48 SAATTİR ÇALIŞIYORUZ, EVE GİDEMEDİK"
Yönetmen ve senarist sanık Ahmet Küçükyalı da, "Gözaltına alındıktan sonra çevik kuvvet otobüsüne bindirildiğimde, bir tane görevli koltuklara sopa ile vurarak, 'Sizin yüzünüzden 48 saattir çalışıyoruz, eve gidemedik' diye bağırdı. Telefon görüşmesi yaptırmadılar, yiyecek vermediler, tuvalete bir defa gitmeme izin verildi. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Kültür Bakanlığı'na eser veren ve bu kapsamda çalışma yapan senaristim, aynı zamanda yapımcı ve yönetmenim. Kanun dışı faaliyet içerisinde olmam söz konusu değil, beraatime karar verilsin" diyerek kendini savundu.
"İSTESEYDİM KAÇARDIM, YAKALAYAMAZLARDI. BEN MİLLİ TAKIM RAGBİ OYUNCUSUYUM"
Polis tarafından darp edildiğini iddia eden Ragbi Milli Takım oyuncusu Doğan Doğan da, "Akrep denilen araca sokuldum. İçeride benim gibi 5 şahıs daha vardı, bizi darp ettiler. Ardından başka bir araca bindirildim ve burada da darpa uğradım. Ancak herhangi bir müdahalem olmadı. İsteseydim kaçardım, yakalayamazlardı. Zira ben Milli Takım ragbi oyuncusuyum. Tüm bunlara rağmen darp edildim ve çok ağır hakaretlere maruz kaldım" dedi.
"40 POLİS BANA TEKME ATARAK KÜFÜR ETTİ"
Doğan, savunmasına şöyle devam etti:
"İstanbul Emniye Müdürlüğü binası önünde araçtan indiğim sırada, yakalananlar kaçmasın diye otobüsün önünde yaklaşık 40 tane polis vardı. Ben bunların arasından geçerken, hepsi bana tekme atarak küfür ettiler. Benim dışımda araçtan inenlere de bu şekilde vurdular. Aralarında kızlar ve Erasmus bursu ile gelen yabancı öğrenciler de vardı. Ben bunların da dayak yediğini gördüm."
"KOLUMDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İMZASI OLAN DÖVME VAR DİYE ANNEM VE BABAMA KÜFÜR EDİLDİ"
Sanık İlker Yeniay ise, "Mustafa Kemal Atatürk dövmelerimden dolayı polis bana laf attı. Ben de kendisine cevap verince, aramızda arbede çıktı. Başka bir polis aramıza girdi. Daha sonra bir arabaya sevk edilip 20 saat tutuldum. Nezaretteyken kemerimiz alındığından pantolonum düştü, bu yüzden de polisle aramda tartışma çıktı. Detaylı aramadan geçtim ve burada sinkaflı küfürlere maruz kaldım. Benim babam emekli astsubaydır. Kolumda Mustafa Kemal Atatürk imzası olan dövme var diye polis tarafından annem ve babama küfür edildi" dedi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73975/Kan_donduran_sozler__Polis_cirilciplak_soyunup_ikinmami_istedi.html
3 Temmuz 2011'de başlayan şike operasyonunun ardından, Cemaat’in Fenerbahçe’yi ele geçirmek istediği çok tartışılmıştı.
Cemaat bu iddiaları 'Camianın futbolla ne işi olur' diye yalanlasa da, Fethullah Gülen’in ortaya çıkan bir videosu, futbola hiç de uzak olmadığını ortaya çıkardı. Hanefi Avcı'nın avukatı olan Fidel Okan’ın yayınladığı bir videoda Fethullah Gülen, İhsan Kalkavan’la bir futbol takımı almayı planladığını anlatıyor. Gülen bu konuda alternatif bir takımın olduğunu da söylüyor.
Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde ise Fethullah Gülen çok konuşulacak şu cümleleri kullanıyor:
“Ülker başladı; 1. oluyor, olmazsa 2. oluyor belli bir sahada. Biz futbolda yapalım dedi İhsan Bey. İnşallah öyle bir alternatif takım da var. Ben de ona dedim; ‘Bir araştırma yapın, bir bakın Cemaat halinde. Maliyetine bir bakalım, nedir filan. Zaten Fethullah Hoca’nın da bir futbolcu olması kaldı.”
Fethullah Gülen’in videoda bahsettiği Ülker, basketbolda mücadele eden bir takımdı. Hatırlanacağı üzere Ülker, 2006 yılında Fenerbahçe ile geniş çaplı bir sponsorluk anlaşması imzalayarak, Fenerbahçe ile birleşme kararı almıştı.
İşte o video:
Soma'daki facia ile ilgili açıklamalarda bulunan AKUT Başkanı Mahruki,
''Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı''
dedi.
Soma'daki maden faciasında arama-kurtarma çalışmaları bitirildi. Ancak tartışmalar bitmiyor. Ekibiyle birlikte arama - kurtarma çalışmalarına katılan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, faciayla ilgili kahreden açıklamalarda bulundu. Mahruki, "İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik" dedi.
Habertürk'e konuşan Mahruki'nin o açıklamaları şöyle:
Soma'daki kurtarma çalışmalarına nasıl dâhil oldunuz?
Normalde nükleer, biyolojik, kimyasal saldırılarda ve maden kazalarında yetkinliğimiz yok ama maden kazalarında destek ekibi olarak gidiyoruz. Madende arama kurtarma çok özel bir alan. Eğitimi, ekipmanı, tecrübesi sadece madencilerde var. Bu olayda da asıl işi maden arama kurtarmacılar yaptı. Biz de Manisa ve İzmir'den 20 kişiyle destek ekip olarak çalıştık.
AKUT ekipleri madene inmedi mi?
Tecrübeli elemanlarımızdan bir kısmı girdi, galerilerde çalıştı. 28 kişinin çıkarılmasına nezaret ettik. Karbonmonoksit seviyesinin yükseldiği bilgisi gelince bizim ekipler çıktı. Normalleşme sağlanınca madenciler kendi teçhizatlarıyla devam etti.
"ÜST ÜSTE YANLIŞLAR YAPILDIĞI İÇİN BU KADAR BÜYÜK BİR FACİA YAŞANDI"
Arama kurtarma çalışmaları yeterli miydi? Doğru müdahale edildi mi?
Maden kazalarında işin doğrusu nasıl yapılır bilmiyorum ama personel buna hazırlıklı olmadığı için başından itibaren kaos vardı. Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı.
"İLK BİR SAATTE KRİTİK HATALAR YAPILMASA 300 İNSANIMIZI KAYBETMEZDİK"
Neydi o yanlışlar?
Onu bilirkişiler madene girdikten sonra tespit edecektir. İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik. En büyük problem etkin çalışan acil durum yönetim sisteminin olmamasıydı. İşçisinden amirine herkesin böyle olağanüstü bir durum olduğunda hangi adımları atması gerektiğini bilmesi gerekir. Böyle bir prosedürden personelin haberdar olmadığı anlaşıldı.
Arama kurtarmada hata mı yapıldı yani?
Hayır, büyük ihtimalle ilk anlarda olan olmuştu zaten, karbonmonoksitten bahsediyoruz... Sonraki süreçte, kurtarma operasyonunda eksik vardı demek doğru olmaz. Kurtarma ekibi madene vardıktan sonra elinden geleni en doğru şekilde yaptı. Bizi ve diğer sivil toplum kuruluşlarını da çalıştırdılar.
"AFGANİSTAN'DAKİ MADEN İŞÇİLERİYLE AYNI KOŞULLARDA ÇALIŞIYORLAR"
Gerekli teknoloji kullanıldı mı? Karbonmonoksit seviyesi yüksek olsa bile özel maske ve ekipmanla içeri girilemez miydi?
Bu benim uzman olduğum bir alan değil ama asıl sorun Türkiye'deki maden işletmeciliğinin dünya standartlarında yapılmıyor olması. ILO'nun 176 sayılı sözleşmesi imzalanmadığı için Türkiye'deki maden işçileri Afganistan ve Pakistan'daki maden işçilerinin çalıştığı standartlarda çalışıyor. Maden emekçilerini en üst seviyede güvenliğini sağlayan bu yönergeyi tüm gelişmiş ülkeler imzalıyor. Bu işletmeciye maliyet getirdiği için imzalamaktan kaçınıyorlar. Madencinin kıyafetinden tutun, maskesine ve çalışma şekline, havalandırma ve haberleşme standardına kadar her şeyin bir standardı var. İmzalansaydı bu faciayı yaşamayacaktık.
"DEVLET BÜYÜKLERİNİN BÖLGEYE GİTMESİ ÇALIŞMALARI AKSATIYOR"
Kurtarma çalışmalarını aksatan özel bir durum oldu mu?
Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın veya bakanların gelmesinin aşağıda kurtarılmayı bekleyenlere hiçbir faydası yok. Acil durumda krizi çözmeye odaklanmışken bu tür formaliteler kurtarma operasyonunu yavaşlatıyor.
AKUT bundan sonra bu tür kazalara yönelik açılımlar yapacak mı?
Aramızda tartışıyoruz. Madenlere yakın bölgelerdeki ekiplerimize temel eğitim vermeyi düşünüyoruz ama genel anlamda AKUT'a maden arama kurtarma yapısı getireceğimizi sanmıyorum.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.htmlhttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.html
Soma'daki maden faciasında arama-kurtarma çalışmaları bitirildi. Ancak tartışmalar bitmiyor. Ekibiyle birlikte arama - kurtarma çalışmalarına katılan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, faciayla ilgili kahreden açıklamalarda bulundu. Mahruki, "İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik" dedi.
Habertürk'e konuşan Mahruki'nin o açıklamaları şöyle:
Soma'daki kurtarma çalışmalarına nasıl dâhil oldunuz?
Normalde nükleer, biyolojik, kimyasal saldırılarda ve maden kazalarında yetkinliğimiz yok ama maden kazalarında destek ekibi olarak gidiyoruz. Madende arama kurtarma çok özel bir alan. Eğitimi, ekipmanı, tecrübesi sadece madencilerde var. Bu olayda da asıl işi maden arama kurtarmacılar yaptı. Biz de Manisa ve İzmir'den 20 kişiyle destek ekip olarak çalıştık.
AKUT ekipleri madene inmedi mi?
Tecrübeli elemanlarımızdan bir kısmı girdi, galerilerde çalıştı. 28 kişinin çıkarılmasına nezaret ettik. Karbonmonoksit seviyesinin yükseldiği bilgisi gelince bizim ekipler çıktı. Normalleşme sağlanınca madenciler kendi teçhizatlarıyla devam etti.
"ÜST ÜSTE YANLIŞLAR YAPILDIĞI İÇİN BU KADAR BÜYÜK BİR FACİA YAŞANDI"
Arama kurtarma çalışmaları yeterli miydi? Doğru müdahale edildi mi?
Maden kazalarında işin doğrusu nasıl yapılır bilmiyorum ama personel buna hazırlıklı olmadığı için başından itibaren kaos vardı. Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı.
"İLK BİR SAATTE KRİTİK HATALAR YAPILMASA 300 İNSANIMIZI KAYBETMEZDİK"
Neydi o yanlışlar?
Onu bilirkişiler madene girdikten sonra tespit edecektir. İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik. En büyük problem etkin çalışan acil durum yönetim sisteminin olmamasıydı. İşçisinden amirine herkesin böyle olağanüstü bir durum olduğunda hangi adımları atması gerektiğini bilmesi gerekir. Böyle bir prosedürden personelin haberdar olmadığı anlaşıldı.
Arama kurtarmada hata mı yapıldı yani?
Hayır, büyük ihtimalle ilk anlarda olan olmuştu zaten, karbonmonoksitten bahsediyoruz... Sonraki süreçte, kurtarma operasyonunda eksik vardı demek doğru olmaz. Kurtarma ekibi madene vardıktan sonra elinden geleni en doğru şekilde yaptı. Bizi ve diğer sivil toplum kuruluşlarını da çalıştırdılar.
"AFGANİSTAN'DAKİ MADEN İŞÇİLERİYLE AYNI KOŞULLARDA ÇALIŞIYORLAR"
Gerekli teknoloji kullanıldı mı? Karbonmonoksit seviyesi yüksek olsa bile özel maske ve ekipmanla içeri girilemez miydi?
Bu benim uzman olduğum bir alan değil ama asıl sorun Türkiye'deki maden işletmeciliğinin dünya standartlarında yapılmıyor olması. ILO'nun 176 sayılı sözleşmesi imzalanmadığı için Türkiye'deki maden işçileri Afganistan ve Pakistan'daki maden işçilerinin çalıştığı standartlarda çalışıyor. Maden emekçilerini en üst seviyede güvenliğini sağlayan bu yönergeyi tüm gelişmiş ülkeler imzalıyor. Bu işletmeciye maliyet getirdiği için imzalamaktan kaçınıyorlar. Madencinin kıyafetinden tutun, maskesine ve çalışma şekline, havalandırma ve haberleşme standardına kadar her şeyin bir standardı var. İmzalansaydı bu faciayı yaşamayacaktık.
"DEVLET BÜYÜKLERİNİN BÖLGEYE GİTMESİ ÇALIŞMALARI AKSATIYOR"
Kurtarma çalışmalarını aksatan özel bir durum oldu mu?
Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın veya bakanların gelmesinin aşağıda kurtarılmayı bekleyenlere hiçbir faydası yok. Acil durumda krizi çözmeye odaklanmışken bu tür formaliteler kurtarma operasyonunu yavaşlatıyor.
AKUT bundan sonra bu tür kazalara yönelik açılımlar yapacak mı?
Aramızda tartışıyoruz. Madenlere yakın bölgelerdeki ekiplerimize temel eğitim vermeyi düşünüyoruz ama genel anlamda AKUT'a maden arama kurtarma yapısı getireceğimizi sanmıyorum.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.htmlhttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.html
Güvenlik güçleri
maden ocağının etrafında sıkıyönetim uyguluyor. Soma Kömür İşletmeleri
Maden Ocağı, arama kurtarma çalışmalarının önceki gün sona ermesinin
ardından bu sabah itibarıyla görevliler dışında tümüyle boşaltıldı.
Kuzey batı kesimdeki 2 ocak ağzının tuğlayla örülmeye başlandığı
görüldü. Eynez mevkisindeki maden ocağı sahasına girişler, arama
kurtarma çalışmalarının sonlanmasıyla basın mensupları da dahil görevli
olmayan herkese kapatıldı.
Madende görev yapan
gazetecilerin sabah saatlerinde çıkarıldığı sahada, sadece İş Teftiş
Kurulu Başkanlığı müfettişleri ile jandarma personeli ve maden
çalışanları bulunuyor. İş Teftiş Kurulu Başkanlığının aldığı kararla tüm
madencilik faaliyetlerinin durdurulduğu sahada, facianın nedenini
ortaya koyacak deliller aynı kalmak koşuluyla yangının yol açtığı
tahribatın giderilmesi için başlatılan çalışmalar sürdürülüyor. Bu
arada, yangının kısmen devam ettiği gözlenen madende, ayrıca kuzey batı
kesimdeki 2 ocak ağzının tuğlayla örülmeye başlandığı görüldü. Maden
ocağının etrafında bu kadar geniş önemlerin alınması dikkat çekti.
Mezar ziyaretleri polis gözetiminde
Polisin Soma
merkezde baskısı ise devam ediyor. Dışarıdan kente gelen kişilerin ise
sadece mezarlık ziyareti yapmalarına izin verildi. Motosiklet klübünün
de, 30 üyesi kent girişinde durduruldu. Hemen hepsi güvenlik sorgusundan
geçirildi. Ardından sadece madencilerin gömüldüğü mezarı ziyaret
etmelerine izin verildi. Motor tutkunları, bunu da polis gözetiminde
gerçekleştirebildi. Motosikletliler, kente girmelerini engellemek için
polis eskortuyla, mezarlığa götürüldü. Polis aracının dikkat çekmemesi
için de sivil araç kullanıldı. Mezarlık ziyaretinden sonra da,
motosikletcilerin kentten ayrılmaları istendi. Grup üyelerinden Hakan
Altay, “Girişimize izin verilmedi. Bize eskort vereceklermiş. Sanki Türk
değil yabancıyız. Sadece maden şehitlerini anmak istedik” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından tamamlanan ortak projelerin
açılışının yapılacağı “Ayrı Coğafyalarda Aynı İmza” başlıklı törende
konuşma yaptı. Erdoğan, konuşmasında Soma’da yaşanan felakete de dikkat
çekerek, “Zaman zaman uluslarası yardımlarımız eleştiriliyor.
Somali’yi bırak Soma’ya bak tarzı insaf dışı ifadeler dile getirildi. Acımız tazeyken bu eleştiriler üzerinde durmayacağız. Biz Soma’ya da ulaştık. Yaraları sardık sarıyoruz saracağız. Somali’ye de ulaşacak güçteyiz artık.” dedi.
Erdoğan bu sırada Soma’daki felakette yaşanan kayıplara da vurgu yaparak, “371 kardeşimizin ailesini mağdur etmeyeceğiz” dedi. Soma’daki maden kazasında ölü sayısı 301 olarak açıklanmıştı.
“371 KARDEŞİMİZİN…”
Erdoğan’ın açıklaması şöyle:
Şimdi de Soma’da 371 kardeşimizin ailelerini mağdur etmeyecek her tedbiri aldık. Soma’daki kardeşimize istismara izin vermeyecek şekilde. Çünkü bu konu istismara açıktır. Yardım yapacak olan AFAD’a yatırsın”
DİL SÜRÇMESİYLE…
Erdoğan konuşmasının ilerleyen dakikalarında kayıp sayısıyla ilgili açıklamasını düzeltti ve “Herhalde bir dil sürçmesi ile 371 ifadesini kullanmışım, 301 olacaktı” dedi.
http://sozcu.com.tr/2014/gundem/erdogan-olu-sayisini-artirdi-512271/
Somali’yi bırak Soma’ya bak tarzı insaf dışı ifadeler dile getirildi. Acımız tazeyken bu eleştiriler üzerinde durmayacağız. Biz Soma’ya da ulaştık. Yaraları sardık sarıyoruz saracağız. Somali’ye de ulaşacak güçteyiz artık.” dedi.
Erdoğan bu sırada Soma’daki felakette yaşanan kayıplara da vurgu yaparak, “371 kardeşimizin ailesini mağdur etmeyeceğiz” dedi. Soma’daki maden kazasında ölü sayısı 301 olarak açıklanmıştı.
“371 KARDEŞİMİZİN…”
Erdoğan’ın açıklaması şöyle:
Şimdi de Soma’da 371 kardeşimizin ailelerini mağdur etmeyecek her tedbiri aldık. Soma’daki kardeşimize istismara izin vermeyecek şekilde. Çünkü bu konu istismara açıktır. Yardım yapacak olan AFAD’a yatırsın”
DİL SÜRÇMESİYLE…
Erdoğan konuşmasının ilerleyen dakikalarında kayıp sayısıyla ilgili açıklamasını düzeltti ve “Herhalde bir dil sürçmesi ile 371 ifadesini kullanmışım, 301 olacaktı” dedi.
http://sozcu.com.tr/2014/gundem/erdogan-olu-sayisini-artirdi-512271/
Adliye sevk edilenler arasında Soma İşletmeleri Genel Müdür Ramazan Doğru ve İşletme Müdürü Akın Çelik olduğu belirtildi.
Akhisar Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahiner'in yürüttüğü ve 28 savcının görev aldığı soruşturmada bir yandan ocakta inceleme yapılırken diğer yandın ifadeler alındı. İlk aşamada gözaltına alınan kişiden ve aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin üst düzey yöneticilerinin bulunduğu 18 kişiden 5'i ilk aşamada adliyeye sevk edildi. Halen, gözaltı işlemi yapılan bazı kişilerin de emniyette ifadelerinin alındığı belirtildi.
GÖZALTINA ALINANLARDAN BAZILARININ İSİMLERİ
Soma Maden İşletmeleri İşletme Müdürü Akın Çelik. Muhasebe Müdür Yardımcısı Ali Ulu. Mühendisler Ertan Ersoy, Selçuk Demirci, Erdem Canbaz, Harun Güneş, Hilmi Kazık, Yalçın Erdoğan, Saltuk Alp Demirci ve Ergin Yılmaz. Teknikerler Mehmet Avcı, Halil Dalkıran, Mehmet Ali Gündüz, Mustafa Işık, Necati Demirci ve Halil Yavuz oldu.
Adliye sevk edilenler arasında Soma İşletmeleri Genel Müdür Ramazan Doğru ve İşletme Müdürü Akın Çelik olduğu belirtildi.
ADLİYENİN ÖNÜNDE GÜVENLİK ÖNLEMİ
Polis, savcılığın talimatı ile adliyenin bahçesini güvenlik şeridi ile kapatarak gazetecileri ve vatandaşları bu şeridin dışına çıkardı. Sadece gözaltında bulunan kişilerin avukatları binaya alınıyor.
http://www.odatv.com/n.php?n=somada-gozalti-1805141200



















