"İslam ülkelerinde hemen her gün bir kaç Kerbela yaşanıyor"
İstanbul
Kongre Merkezinde düzenlenen 30. İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve
Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısının açılış töreninde
konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyada artık her gün farklı
ülkelerde birden fazla Kerbela yaşandığını kaydetti.
İslam'ın en kutsal mekanlarından Mescid-i Aksa'ya barbarların postallarıyla girdiğini ama kimsenin sesinin çıkmadığını anlatan Cumhurbaşkanı, İslam dünyasına çağrı yaparak, "Kardeşlerim ne olur şöyle manzaraya bakalım, kim kazanıyor, kim kaybediyor? Bunu görelim. Şayet bunu görebilirsek çözümün fitilini ateşlemiş oluruz" dedi.
İslam dünyasının sorunlarını yine İslam dünyasının çözebileceğini anlatan Erdoğan, "Dışarıdan gelenler İslam coğrafyasının petrol, altın, iş gücünü seviyor" diye konuştu.
İslam'ın en kutsal mekanlarından Mescid-i Aksa'ya barbarların postallarıyla girdiğini ama kimsenin sesinin çıkmadığını anlatan Cumhurbaşkanı, İslam dünyasına çağrı yaparak, "Kardeşlerim ne olur şöyle manzaraya bakalım, kim kazanıyor, kim kaybediyor? Bunu görelim. Şayet bunu görebilirsek çözümün fitilini ateşlemiş oluruz" dedi.
İslam dünyasının sorunlarını yine İslam dünyasının çözebileceğini anlatan Erdoğan, "Dışarıdan gelenler İslam coğrafyasının petrol, altın, iş gücünü seviyor" diye konuştu.
Ankara kulisleri IŞİD bir örgüt ve siyasi
bir yapı olarak detaylı şekilde masaya yatıran ve "El Kaide'nin devamı
gibi görmek büyük bir hata olur" diyen raporu konuşuyor.
Raporda özellikle vurgulanan bazı başlıklar şöyle:
• IŞİD’in siyasi amacı Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgedeki ülkelerde devlet yapısını çökerterek, iç savaş yoluyla siyasi haritayı değiştirmek. Orta vadeli hedef Emirlik benzeri bir yapı kurarak Sunni cemaati biraraya toplamak. Bir “Ümmet devleti” yaratmak.
• IŞİD’in Suriye ve Irak’ta 10.000 savaşçısı bulunuyor. Bunların yaklaşık üçte biri eğitimli savaşçılar ya da eski askerler. 800 kadarının Avrupa kökenli olduğu tahmin ediliyor.
• Bir geniş yapı olarak IŞİD’in 15.000’i silahlı 25.000 kişiye sahip olduğu öngörülüyor. Akışkan bir görüntü vermesine rağmen çok etkili ve hızlı bir komuta yapısı var. Bu haliyle terör örgütü değil neredeyse düzenli ordu ve ona destek veren milis güçleri tanımı yapılabilir.
• Savaş taktiği ağırlıklı olarak Bağdat’ın çevresindeki çemberde yoğunlaşmak ve o çemberi parçalara bölerek kenti düşürmek.
• IŞİD devleti yok ediyor ama şehirleri koruyan bir yapı kuruyor. Musul gibi bir şehrin düşmesi ama yıkılmaması da bundan. Şehirler bu şekilde neredeyse kendi kendine bağımsız hale geliyor.
• Askeri taktik olarak ABD ’nin Afganistan’da ve Irak’ın bir bölümünde uyguladığı taktiği uyguluyor. Beklenmedik ani bir saldırı ile ortama korku ve dehşet saçıyor. Ardından oradaki devlet güvenlik güçleri ortamı terkediyor. Bölge böylece steril hale getiriliyor. IŞİD, ABD’den öğrendiğini Irak halkına karşı uyguluyor.
• ABD bölgeden çekildiği ve onların inşa ettiği “Uyanış” hareketleri de darmadağın olduğu için bölgenin boşluğu, İran dahil pekçok gücün etkisini belirgin hale getiriyor. İran açıkça müdahil olursa bu Sünnileri yeniden El Kaide ve IŞİD’in yanına itecektir.
• IŞİD Bağdat’ı Musul kadar kolay alamayacaktır çünkü kentin girişleri kuvvetli korunuyor ve zayıf koridor bulmaları pek mümkün değil. Ama IŞİD şehri dışarıdan vurmayı tercih edebilir, yerden havaya atılan füzelerle Balad Hava üssü, Bağdat Havaalanı ve Taji Üssü gibi stratejik noktalar düşürülebilir.
• IŞİD eninde sonunda ele geçirdiği noktaları kontrol etmek ile daha da ilerlemek arasında bir tercih yapmak zorunda kalacak. Tahminimizce ilerlemek yerine mevcudu kontrol etmeyi seçecektir. Kürtlerle bir çatışmayı göze alması halinde muhtemelen elindeki başka yerleri kaybedebilir.
Ankara’nın bu strateji raporunun satır aralarında Batı’nın atmayı deneyebileceği adımlar da var. Ama temel açmaz şu cümlelerde yatıyor:
“Maliki yönetimi ile oyunun eski kurallarına dönmek ve Sünni çoğunluğun da dahil olduğu bir politik sistem kurmak ve İran’lı Şiilerin de bu sistemden dışlanmamasını garanti etmek en büyük açmaz gibi görünüyor”
ESKİ NATO KOMUTANI: ÖZEL KUVVETLER GİRMELİ
Bütün bu tartışmalar arasında Atlantic Council’in internet sitesi için bir makale kaleme alan NATO Müttefik Kuvvetler Eski Komutanı Emekli Oramiral James Stavridis, NATO üyelerinin Özel Kuvvetleri’nin Türkiye sınırından bölgeye girmesi gerektiğini belirtti.
Stavridis şöyle yazdı:
“IŞİD gibi gruplar bir noktada gözlerini Batı başkentlerine çevirecekler. Bu durumda bu tehdidi yok etmek için NATO elinden geleni yapmalı. Burada en kritik nokta Türkiye’nin güney sınırıdır. NATO’nun Mons’daki Özel Kuvvetler Komutanlığı bir operasyon için devreye girebilir. ABD 300 tane Özel Kuvvetler Askeri’ni bölgeye gönderiyorsa 100 tane de diğer müttefiklerden gelmeli. Yazık ki NATO’daki müttefiklerimiz bu konuda çok da istekli görünmüyor.”
Stavridis, yazıda özellikle NATO Özel Kuvvetleri’nin Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırından sızmalarla bölgedeki durumu daha net görmesi gerektiğini yazdı ve şu ifadeleri kullandı:
“Özel Kuvvetler sınırı geçerek içeriden tam ve gerçek bilgi alabilir, olası bir NATO müdahalesi için hazırlık yapabilirler. Türkiye sınırı içinde halen görev yapan ve Türkiye’ye özellikle Kürt ayrılıkçı hareketine karşı yardım eden ABD ve NATO güçleri de izleme ve istihbarat anlamında destek verebilir. Bu, çok tartışma yaratacak ve yükseğe konmuş bir çıta ama bence ittifakın liderlik kadrosu tarafından değerlendirilmeli. Bölge kontrolden çıkıyor ve 'NATO müdahil olmasın' demek büyük bir hatayı Avrupa ve ABD sınırlarına kadar taşımak anlamına gelebilir. Unutmayalım ki, İttifakın güney kanadı açık ve yakın tehlike altındadır”
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/ankaranin-konustugu-isid-raporu-h55919.html
IŞİD, Irak’a saldırırken de AKP’den destek almaya devam ediyor. Teröristler, Suriye sınırından Türkiye’ye serbestçe girip çıkarken İstanbul, Gaziantep ve Hatay havaalanları da yurtdışından gelenler için transit geçiş noktası oldu
AKP’nin IŞİD’in Suriye’deki birimlerine desteğinin el altından sürdüğü ortaya çıktı. AKP’nin örgüte sağladığı kolaylıkların, Irak’taki gelişmelerin ardından da devam ettiği öğrenildi.
IŞİD’ın Musul’u ele geçirmesi ve Irak’ta Sünni aşiretler ile yaptığı işbirliği sonucu, Anbar vilayetinde belirli merkezleri denetim altına almasıyla, bölge dengeleri altüst oldu. Mesud Barzani’ye bağlı peşmergelerin Kerkük’ü ele geçirmesine ses çıkarmayan AKP, IŞİD’e karşı adım atmadığı gibi, örgüte Suriye-Türkiye sınır ekseninde bugüne kadar sağlamış olduğu hareket serbestisinde de hiçbir kısıtlamaya gitmediği ortaya çıktı.
MİT SINIRDAN GEÇİŞLERİ BİLİYOR
Aydınlık’a ulaşan bilgilere göre, örgüt militanları, IŞİD’in Musul’u ele geçirip Başkonsolos dahil 49 kişiyi rehin almasından sonra bile, AKP’nin verdiği talimat doğrultusunda yerel makamların sağladığı kolaylıklardan yararlanmayı sürdürdüler. IŞİD militanlarının, Türkiye-Suriye-Irak üçgeni dahil olmak üzere, Suriye sınırı boyunca uzanan çeşitli güzergâhlardan Türkiye’nin sınır illerine kolaylıkla geçmeye devam ettiği ortaya çıktı. Söz konusu militanların MİT’in bilgisi haricinde Türkiye’ye geçmelerinin mümkün olmadığı belirtildi. Sınır illerindeki IŞİD trafiğinin yoğunluğunu sürdürüyor olmasına karşın, güvenlik güçlerinin hemen hiçbir operasyon düzenlememiş olması da dikkat çekti.
Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar, IŞİD militanlarının sınır illerindeki faaliyetleri nin kamuoyuna yansıyanın çok daha ötesinde olduğuna işaret ederlerken, güvenlik güçlerinin bütün bu faaliyetlerden haberdar olmasına karşın ses çıkarmadığını belirttiler. Özellikle, yurtdışından gelen teröristlerin Suriye’ye geçişinde İstanbul, Gaziantep ve Hatay’daki havaalanlarının önemli bir transit noktası olduğu dile getirilirken, sadece bu havaalanlarındaki güvenlik kameralarının incelenmesi durumunda bile örgütün militanlarının yakalanmasına ilişkin önemli veriler elde edilebileceği vurguladılar.
Devletin resmi raporlarında, yabancı ülkelerden Hatay’a gelen teröristlerin Reyhanlı ilçesinin Bükülmez, Kuşaklı, Beşaslan köyleri, Altınözü ilçesinin Hacıpaşa beldesi, Yayladağı ilçesinin de Güveçci köyünden Suriye’ye geçtikleri bilgisi yer alıyor.
Deniz Kahraman
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/45007-isidin-musul-isgaline-turkiyede-karar-verildi.html
Katliamcı örgüt IŞİD'in Musul'u ele geçirdiği günlerde rehin aldığı Türkiyeli şoförleri bugün serbest bıraktığı duyuruldu.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/isid-turkiyeli-soforleri-serbest-birakti-haberi-94419
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/isid-turkiyeli-soforleri-serbest-birakti-haberi-94419
Bizler, Atatürk İlke ve İnkılapları
çizgisinde ve Cumhuriyet’in temel ilkeleri doğrultusunda siyasi yaşamını
şekillendirmeye çalışan bir grup üniversite öğrencisiyiz. Türkiye’nin siyasi
geleceği hakkında aynı kanaati taşıyıp CHP’de birleşmemiz ve kanaatlerimizi
ülke insanlarımıza yansıtma hedefinde olmamız bizleri inceayarsiyaset.blogspot.com ismi altında
birleşmeye ve ülkemizin birlik ve beraberliğini temel almak suretiyle CHP’ye
hizmet etmeye sürükledi.
2013 Temmuz ayında kendi
imkanlarımız dahilinde bloğumuzu kurduk ve derslerimizin ağırlığına rağmen
vaktimizi düzenleyerek kendi aramızda görev paylaşımı yaptık.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen
iktidarın gerçek yüzünü halkımıza tanıtma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin dünü, bu
günü ve yarınını reel olarak insanlarımıza aşina kılma yönündeki hedefimize
devam ettik, üstelik ödün vermeksizin!
Siyasetin gerektirdiği ahlaki
anlayışı çalışmalarımızın desturu yaparak her türlü ağır eleştiri ve hatta
bazen itham ve çirkin sözlere göğüs gerdik. Defalarca bloğumuz kapatılmakla
tehdit edildi ve bizlere de vatan haini yaftası vuruldu ve defalarca youtube,
twitter ve facebook hesaplarımız kapatıldı.
Bunca sıkıntılara rağmen bir yılı
aşkın idare ettiğimiz bu blogun giderleri bizlerin gücü ötesine taştı ve
bizleri satışa çıkarmaya mecbur etti.
inceayarsiyaset.blogspot.com’un
Özel Bilgileri
Yönetici: Kemal Yıldırım
Takipçisi: 1453
Görüntüleme: 555799
Yüklediği fotoğraf: 5376
Yönetici: Hakan Çetin
Takipçisi: 85
Görüntüleme: 155262
Yüklediği fotoğraf: 2600
YouTube’deki abone sayısı: 193
Nijerya’nın Jos kentinde meydana gelen iki patlamada en az 118 kişi hayatını kaybetti. Patlamayla ilgili şüpheler İslamcı Boko Haram örgütü üzerinde yoğunlaşıyor
Patlama kentin kalabalık bir alışveriş bölgesinde bulunan bir otobüs terminali ve hastanenin yakınlarında birkaç dakika aralıkla meydana geldi.
Müslüman ve Hristiyanlar arasında ikiye bölünen Jos’ta sık sık iki toplum arasında çatışmalar yaşanıyor. Boko Haram örgütü, son beş yılda onbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırılar gerçekleştirmişti. Örgüt, geçen ay kaçırdığı 276 kız öğrenciyi hala rehin tutuyor.
O örgütle ilgili önemli bir ayrıntı 17Aralık sonrası ortaya çıkan ses kayıtlarıyla ortaya çıkmıştı.
Ortaya çıkan tapelerde Başbakan Başdanışmanı Mustafa Varank ile THY Özel Kalem Müdürü Mehmet Karakaş telefonda konuşuyordu.
THY’den Karakaş Başdanışman Varank’a “Onlarca malzeme taşıyorum, Nijerya’ya gidiyor şu anda. Müslümanları mı öldürecek Hıristiyanları mı öldürecek vebal altındayım” diyordu.
Dünya basınında THY'nin Boko Haram'a silah taşıdığı şeklinde haberlere konu olan konuşma nedeniyle CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti bir THY yetkilisinin kamuoyuna sızdırılan konuşmasında dile getirildiği gibi Boko Haram terör örgütüne ya da Nijerya’daki benzeri silahlı örgütlere yasa dışı yollardan kaçak silah ve mühimmat taşıyan bir devlet mi? Yani Türkiye Cumhuriyeti bugün Nijerya’daki şiddetin neresinde?” diye sormuştu.
http://www.odatv.com/n.php?n=118-kisiyi-olduren-bombalari-turk-hava-yollari-mi-tasidi--2105141200
Hükümetin ‘açılım’
politikası, askerin elini kolunu bağlamış durumda. PKK’nın son
saldırılarına karşılık sadece savunmada kalmak zorunda
Askeri kaynaklar,
PKK’nın son dönemlerde Güneydoğu’da hareketlendiğini, buna rağmen
operasyon yapılmadığı bilgisini paylaştı. Kaynaklar ‘Bir saldırı olursa
kendimizi koruyoruz’ ifadesini kullandı.
Bir yanda da Konferans
Ankara’da Kürt
açılımı zirvesi yapılırken, PKK’nın da bölgede hareketlendiği haberleri
gelmeye başladı. Aydınlık’ın bilgi aldığı askeri kaynaklar, PKK
hareketliliğini doğrularken, güvenlik güçlerinin ise herhangi bir
operasyon yapmadığını belirtti. Geçen hafta 13 Mayıs’ta Hakkari Meskan
Tepe üs bölgesinde konuşlu bulunan 2’nci Dağ ve Komando Tabur
Komutanlığı’na bağlı komando timine yönelik PKK saldırısından sonra
gözlerin çevrildiği bölgede, PKK hareketliliği olduğu ortaya çıktı.
Askeri kaynaklar, bu hareketliliği doğrularken, askerin ise savunmada
olduğu bilgisi aktarıldı.
Askeri kaynakların
verdiği bilgiye göre, asker sadece kendisini yönelik bir saldırı olursa
karşılık veriyor. Ancak sıcak takip, operasyon gibi konularda askerin
elleri kolları bağlı.
Uzman Çavuş’un durumu iyi
Meskan Tepe’deki PKK
ateşinde yaralanan Uzman Çavuş Vedat Tuğ’un sağlık durumunun iyi olduğu
da öğrenilirken, askeri kaynaklar askerin açtığı karşı ateş sonucunda 2
PKK’lının öldürüldüğü, 3 PKK’lının ise yaralandığını söyledi. Kaynaklar
“PKK 1 kaybımız var diyor ama telsiz konuşmalarından 2 kayıpları
olduğunu öğrendik” dedi.
Ceyhun Bozkurt
Soma Holding'in faciada kusurumuz yok, her şey bir anda oldu yalanı bu
belgeyle ortaya çıktı. Facianın yaşandığı 15.10’dan 6 dakika önce
madendeki karbonmonoksit seviyesinin ani biçimde yükselmiş.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 13 Mayıs’ta yaşanan facianın
ardından ulaştığı belge, kazanın yaşandığı gün 14.00’ten itibaren
madendeki karbonmonoksit salımını gösteriyor. Savcının elinde olan
belgelere göre kazadan 1 saat önce madendeki karbonmonoksit salımı bir
miktar yükseliyor ve riskli kabul edilen 50 ppm oranının üstüne çıkıyor,
ancak birkaç dakika sonra yeniden bu oranın altına iniyor. 15.10’da
yaşandığı belirtilen kazadan 6 dakika önce 15.04’te karbonmonoksit
miktarı hızla yükseliyor. 15.04’te 100 ppm’in üzerine çıkan
karbonmonoksit miktarı kazanın yaşandığı dakikada 500 ppm’i buluyor.
Milliyet'te yer alan habere göre; bu belgeyle birlikte, karbonmonoksit
miktarının yükselmeye başlamasından sonra yapılabilecek bir uyarı ve
hızlı tahliye ile işçilerin kurtarılıp kurtarılamayacağı akıllarda soru
işareti olarak kaldı.
300’ün üstü ölüm noktası
Özel, şunları kaydetti: “Tahliye imkanı olabilir gibi gözüküyor.
Karbonmonoksit salımı bu. Önceki günlerde de defalarca 50’nin 100’ün
üzerine çıktığına ilişkin veriler var savcının önünde. 50’nin üstünün
kaydedilmesi ve tedbir alınması gerekiyor. 50’den sonra insan sağlığı ve
maden güvenliği açısından tehdit başlıyor. 50 ile 100 arasında belli
uyarılarla çalışılıyor ama 100’den sonra kesin tahliye etmek gerekiyor.
300’den sonra ilk solumada ölüm noktası olduğu bize belirtildi. Bu
sensörün neredeki sensör olduğunu bilmiyoruz. En son iki gün önce olmak
üzere belli bir süredir karbonmonoksidin sürekli yükseldiği görülüyor.
Savcı da neden teknik nezaretçi defterinin doldurulmadığını, önlem
alınmadığını Akın Çelik ve diğer gözaltındakilere defalarca sordu.
İşçiler, bana, ‘çizmeler son 15 günde yarıya kadar ter doluyordu. 2
saatte bir çizmeyi boşaltıyorduk terden. Çok sıcak diye hep söyledik’
diyor. Maden yetkilileri ise ‘bir şey yok’ demişler. Bu madenin kapanan
başka bir yerinde sızdırmazlığın sağlanamadığı içten içe bir yanmanın
gitgide ilerleyerek madeni ısıttığı belirtiliyor. Patlama günündeki
uyarılar daha önce de verilmiş gözüküyor.”
‘Madene 1 saat sonra ittim’
Özel, savcıların İşletme Müdürü Akın Çelik’e bu konuyu ısrarla
sorduğunu anlattı. Çelik’in sorguda şu ifadeleri kullandığı öğrenildi:
“Olay günü 15.00 sıralarında madendeki arkadaşlardan biri telefonla
aradı. U3 bölgesi olarak tanımlanan yerden Duman çıktığını söyledi.
Çocuğumun rahatsızlığı nedeniyle madene 1 saat sonra gittim. Kömür
kızışması doğal bir olaydır, kendiliğinden gerçekleşir. Olayın sebebini
bilmiyorum. Bilirkişi raporlarıyla gerçek ortaya çıkacaktır. Çalıştığım
süre boyunca söz konusu maden ocağında herhangi bir anormallik görmedim.
Görevim gereği teknik nezaretçi defterine teknik nezaretçinin yazmış
olduğu aksaklıklara ilişkin tutanakta belirtilen varsa aksaklıkları
düzeltmek ile görevliyim. Maden içindeki gaz değişimine ilişkin
ölçümleri yapan sensörler ve bu sensörlerin ölçümlerini takip eden
görevliler bulunmaktadır. Herhangi bir gaz değişimi olduğunda bu hususta
görevli personele bilgi verilmektedir. Bu durum görevli personelce
değerlendirilir ve yapılması gereken işlem yapılır.
Kaza sırasında madene girerek işçilerin kurtarılması çalışmasına
bizzat katıldım. Bu nedenle ölüm tehlikesi geçirdim. Ayrıca müdürü
olduğum işletme sürekli olarak hem özel hem de kamu denetçileri
tarafından denetlenmektedir. İş sağlığı güvenliği sistemi işletmemizde
mevcuttur. Herhangi bir eksiklik bulunmamıştır. Olayın neden
kaynaklandığını biz de tespit edemedik.”
Megafon ve skor iddiası
Özel, madenle ilgili bir başka eksikliği de şöyle anlattı: “Maden
devralındığında duvarlarda megafon sistemi varmış. Bu sistem, hem tek
düğmeyle kontrol kısmına ulaşmaya hem de her yeri kontrol eden bütün
bilgilerin geldiği kontrol odasının bütün yerlerden anons yapmasını
sağlıyor. İşçiler, bana, ‘Doğu Alman modeli bir cihazdı ve çok iyi
çalışıyordu’ diyor. Sökülme nedeni maç skoru sorulmasıymış. İşçiler,
‘Yukarıda derbi varsa gidiyorduk kaç kaç oldu diye soruyorduk’ diyorlar.
Komple sökülmüş ama yerleri duruyormuş. İşçiler, ‘O cihaz varken zaman
zaman çok sıcak oldu, terliyoruz, nefes alamadık diyorduk.”
‘ILO sözleşmesi imzalanmalıdır’
Özel, bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin olarak, “Yer altında
acilen taşeronu kaldırmak lazım. ILO sözleşmesini hemen imzalamak lazım.
ILO sözleşmesi olsaydı yangın merdiveni gibi ayrı çıkışlar oluyor,
bulunduğun her yerde alternatif çıkış oluyor” diye konuştu.
Soma’ya giden sakallı, sarıklı adamlar herkesin dikkatini çekti.
“Ne işleri vardı orada? Niçin gitmişlerdi?”
Bu soruları soran herkese “Ne o, sakallılardan rahatsız mı oldunuz?” sorusu yöneltildi.
Bu soru aslında bir itham da içeriyor.
Peki sakallı ve sarıklıların Soma’ya gitmesinden gerçekten rahatsız olanlar var mıdır?
Sanırım evet.
Bu tablo 10 yıl önce olsaydı “Bu ülkede hâlâ dinden, dindarlardan, dinî sembollerden rahatsız olanlar var” diyebilirdik.
Bugün için durum farklı.
Zira, AK Parti’nin 2007’ye kadar uyguladığı barışçı politikalar sayesinde durum değişti.
Önyargılar kırıldı. İnsanlar birbirini anlamaya başladı.
Birbirimize artık daha hoşgörülü bakmayı öğrendik.
Bu sayededir ki kamu kurumlarında başörtüsü yasağı bile neredeyse toplumsal bir mutabakatla kalktı.
Peki ne oldu da, İsmail ağa Cemaati’ne mensup sarıklı vatandaşların Soma’ya gitmesi kimilerini rahatsızlık etti?
Dine ve dindarlığa mı, yoksa dinin iktidar çevrelerince kullanılmasına mı yönelik bir tepkiydi?
Doğrusunu söylemek gerekirse, rahatsız olanların içinde ben de varım.
Niye gittiler oraya? Kurtarma ekibi değiller? Kimsenin yarasına merhem olacak bir önerileri de yok.
Peki ne işleri var?
Ne anlatacaklar o acılı insanlara? Babasını, evladını, kardeşini, kocasını kaybetmiş o kimselere ne verecekler?
Kimi neye ikna etmeye çalışıyorlar?
Arkadaşlar, sarıklıların oraya gitmesine olan itirazı, dine yönelik hoşgörüsüzlük olarak göstermeye çalışıyorsunuz.
Halbuki mesele öyle değil.
İktidarın hataları sonucu oluşan her felaketi ‘kader’ diye açıklıyorsunuz.
Bu tür felaketlerin bize “Allah’tan geldiğini” söyleyerek, kendi suçunuzu Yaradan’a atfediyorsunuz.
Kendinizi ilah yerine koyarak, şehitlik dağıtıyorsunuz.
Din sizin için resmen kalkana dönüşmüş.
Size olan itirazı dine, dini değerlere itiraz, kadere isyan, Allah’a karşı gelmek olarak lanse diyorsunuz.
O sarıklılar, sizin bu yanlışlarınızı, hatalarınızı doğru göstermek için gittiler Soma’ya.
Dini bir afyon olarak götürdüler yanlarında.
Yoksulların başına gelen felaketin gerçek sorumlularını görünmez kılacak bir afyon.
Yaralı insanlara, iktidara itiraz etmemeleri için sabır ve metanet tavsiye etmeye gittiler.
Babasını, kardeşini, oğlunu kaybetmiş halkı; felaketin Allah’tan geldiğine, hükümetin hiçbir kusuru olmadığına ikna çabasındalar.
İkna çabası… Bir zamanlar üniversitelerdeki ikna odalarının ayaküstü versiyonu.
Onlar ikna odası kurmuşlardı, siz de ikna fısıltısıyla, ikna çadırıyla kendinizi üstün gördüğünüzü açığa vuruyorsunuz.
Bütün itiraz ve öfke sizin kalkan yaptığınız din anlayışına ve bu anlayışın sembollerinedir.
Sarıklılar iktidarın değil de garibanların yanında olsaydı, böyle mi olurdu?
Somalılara; “Bu sizin kaderiniz değil. Batı’da maden ocaklarında çalışanları koruyan Allah, size niçin felaket göndersin?
Bu iş bütünüyle iktidarın kusurudur. Onlar işlerini düzgün yapmadıkları için tüm bunlar başınıza geliyor.
Lütfen ‘kader’ diyenlere inanmayın. İslam böyle bir din değil. İslam sorgulama, hak arama, helalleşme, hesaplaşma dinidir.
‘Şehit oldular’ diyerek size cenneti rüşvet olarak verip kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Lütfen bunlara itibar etmeyin.
Bunların anlattığı din gerçek Müslümanlık değil.
Hakkınızı arayın. Size yapılan zulümlere boyun eğmeyin…” deselerdi toplumun o sakallı amcalara bakışı aynı mı olurdu?
Mazlumun yanında yer alması gereken muktedirin yanında yer alıyor.
Öfke de, itiraz da, nefret de buna.
Yoksa bu ülkede kimsenin artık kılık kıyafetle alıp veremediği yok.
Sizin beceriksizliklerinize, riyanıza yönelen öfkeyi, dinden çıkmak olarak göstermeyin.
O madende çocuklarının rızkı için çalışanlara “Felaketi Allah gönderdi” diyerek Allah’a iftira atmaktan vazgeçin.
İktidarınızı kurtarmak için dini, dindarlığı, kutsal değerleri harcamayın.
Hadis-i şerifi hatırlayın: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” twitter.com/acikcenk
Levent Gültekin
http://www.gazeteoku.com/frame.php?url=http://www.internethaber.com/somadaki-sariklilar-kimi,-neden-rahatsiz-etti-16058y.htm#.U3yW4yijjIV
AKP TBMM Grup Basın Danışmanı İrem Sarp, kişisel hesabından Canikli’nin hesabının hacklendiğini açıkladı.AKP Grup Basın Müşavirliği’ndan yapılan yazılı açıklamada, “AK Parti Grup Başkanvekilimiz Nurettin Canikli’ye ait ‘nuretincanikli’ Twitter hesabı ile Hotmail hesabı, başka şahıslar tarafından ele geçirilmiştir. Bu hesaplardan gönderilen bilgilerin sayın Grup Başkanvekilimizle hiçbir alakası yoktur. Söz konusu şahıslarla ilgili yasal işlem başlatılacaktır.” denildi.
İşte Canikli’nin Twitter hesabından yapılan o paylaşımlar:

Gezi Parkı direnişine ilişkin açılan dava devam ediyor. Davanın sanıklarından birinin anlattıkları kan donduracak cinsten.
Gezi Parkı olaylarına ilişkin yedisi yabancı 255 sanıklı davanın 7. duruşması yapıldı. İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 23 tutuksuz sanık katıldı. Sanıklar, kimlik tespitinin ardından savunmalarını yaptı.
"9-10 POLİS ÜSTÜME GELİP AĞIR ŞEKİLDE DARP ETTİLER"
Duruşmada savunma yapan üniversite öğrencisi Mustafa Emrullah, 2 Haziran 2013 gecesi Üsküdar'dan Beşiktaş'a arkadaşını ziyaret etmek için geçtiğini belirterek, "Arkadaşıma giderken, daha önceden atılmış gaz bombasından etkilenip öğrencisi olduğum Bahçeşehir Üniversitesi kampüsüne sığındım. Beşiktaş Çarşı'ya girmek istedim, ancak Barbaros Bulvarı girişi polis tarafından tutulmuştu. Akaretler tarafına yürüdüm, ancak polis orayı da tutmuştu. Geri dönerken, dinlenmekte olan çevik kuvvet polisi bana laf attı. 'Evine git birader" dedi. Daha sonra ağır küfürler etti. 9-10 polis üstüme gelip ağır şekilde darp ettiler" dedi.
"BEYİN SARSINTISI GEÇİRİYOR OLABİLİRDİM"
Polislerin kafasına kaskla vurduğunu iddia eden Emrullah, "Darpın etkisiyle kendimde değildim. Otobüse ters kelepçeli olarak bindirildim. Kafam kanıyordu. Gözaltına alınan diğer şahıslar kafamın kanamasını durdurmak için kafama tişört tuttular. Polisler bunu yapanlara da küfür etti. 2 saat tıbbi yardım yapılmadı. O sırada beyin sarsıntısı geçiriyor olabilirdim" diye konuştu.
"ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIK"
Kabin memuru sanık Hatice Tuğşen Akyol da, 5 Haziran 2013 günü saat 20.00 civarında arkadaşının kendisi ve diğer arkadaşı Arzu Kurt'u Gümüşsuyu Caddesi'nin başında bıraktığını belirterek, "Hiçbir olay yoktu. Gezi Parkı'nın oraya gittik. Birkaç saat oturduktan sonra, eve dönmek için taksiye binmek amacıyla indiğimiz yere geri döndük. Bir anda gaz bombaları atıldı. Mecburen herkesle birlikte İTÜ'nün merdivenlerine doğru kaçmaya başladık. Arzu Kurt ile birlikte birbirimize tutunup çöktük. Tam o sırada coplarla polisler ikimizi darp etti. 48 saatte yalnızca 1 kez yemek verildi. Çıplak aramaya maruz bırakıldık. Çırılçıplak soyup ıkınmamı istediler" diye konuştu. Kabin memuru sanık Arzu Kurt ise, "Bana sinkaflı küfürler edildi. Anadan doğma şekilde Hatice gibi aramam yapıldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu.
"NE GÜZEL ORUÇ TUTMUŞLAR"
Suçlamaları kabul etmeyen tutuksuz sanık Yılmaz Tüzen'in avukatı Melis Dalgıç da şunları söyledi:
"Gözaltına alınanların bana anlattıkları ve gördüklerimle ilgili olarak, şahısların aç ve susuz bırakıldığını Baro'ya da, Cumhuriyet Savcılığı'na da bildirdim. Önlem alınması gerektiğini vurguladım. Hatta bu durumu, ismini hatırlayamadığım bir savcı ile görüştüğümde, ona sanıklar aç-susuz dediğimde, 'Ne güzel, oruç tutmuşlar' dedi." "SOMA'DA PARA HIRSINA KURBAN EDİLEN MADENCİLERİ SAYGIYLA AINYORUM"
Evli ve 1 çocuk babası olan lise mezunu sanık Yücel Demir ise, savunmasına, "Soma'da para hırsına kurban edilen madencileri saygıyla anıyorum" diyerek başladı.
"1 Haziran 2013 günü saat 12.30 sıralarında Galatasaray Lisesi önünde gözaltına alındım. Gözaltına alındıktan sonra 15 saat bir polis otobüsü içerisinde hapsedildik. Neredeyse nefes almamıza dahi müsaade edilmedi. Orada olmamın nedeni, hükümetin doğayı katleden uygulamalarına olan tepkimdir. Kanunsuz bir gösteriye katılmak gibi bir amacım da yoktu. Suçlamaları kabul etmiyorum."
"SİZİN YÜZÜNÜZDEN 48 SAATTİR ÇALIŞIYORUZ, EVE GİDEMEDİK"
Yönetmen ve senarist sanık Ahmet Küçükyalı da, "Gözaltına alındıktan sonra çevik kuvvet otobüsüne bindirildiğimde, bir tane görevli koltuklara sopa ile vurarak, 'Sizin yüzünüzden 48 saattir çalışıyoruz, eve gidemedik' diye bağırdı. Telefon görüşmesi yaptırmadılar, yiyecek vermediler, tuvalete bir defa gitmeme izin verildi. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Kültür Bakanlığı'na eser veren ve bu kapsamda çalışma yapan senaristim, aynı zamanda yapımcı ve yönetmenim. Kanun dışı faaliyet içerisinde olmam söz konusu değil, beraatime karar verilsin" diyerek kendini savundu.
"İSTESEYDİM KAÇARDIM, YAKALAYAMAZLARDI. BEN MİLLİ TAKIM RAGBİ OYUNCUSUYUM"
Polis tarafından darp edildiğini iddia eden Ragbi Milli Takım oyuncusu Doğan Doğan da, "Akrep denilen araca sokuldum. İçeride benim gibi 5 şahıs daha vardı, bizi darp ettiler. Ardından başka bir araca bindirildim ve burada da darpa uğradım. Ancak herhangi bir müdahalem olmadı. İsteseydim kaçardım, yakalayamazlardı. Zira ben Milli Takım ragbi oyuncusuyum. Tüm bunlara rağmen darp edildim ve çok ağır hakaretlere maruz kaldım" dedi.
"40 POLİS BANA TEKME ATARAK KÜFÜR ETTİ"
Doğan, savunmasına şöyle devam etti:
"İstanbul Emniye Müdürlüğü binası önünde araçtan indiğim sırada, yakalananlar kaçmasın diye otobüsün önünde yaklaşık 40 tane polis vardı. Ben bunların arasından geçerken, hepsi bana tekme atarak küfür ettiler. Benim dışımda araçtan inenlere de bu şekilde vurdular. Aralarında kızlar ve Erasmus bursu ile gelen yabancı öğrenciler de vardı. Ben bunların da dayak yediğini gördüm."
"KOLUMDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İMZASI OLAN DÖVME VAR DİYE ANNEM VE BABAMA KÜFÜR EDİLDİ"
Sanık İlker Yeniay ise, "Mustafa Kemal Atatürk dövmelerimden dolayı polis bana laf attı. Ben de kendisine cevap verince, aramızda arbede çıktı. Başka bir polis aramıza girdi. Daha sonra bir arabaya sevk edilip 20 saat tutuldum. Nezaretteyken kemerimiz alındığından pantolonum düştü, bu yüzden de polisle aramda tartışma çıktı. Detaylı aramadan geçtim ve burada sinkaflı küfürlere maruz kaldım. Benim babam emekli astsubaydır. Kolumda Mustafa Kemal Atatürk imzası olan dövme var diye polis tarafından annem ve babama küfür edildi" dedi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73975/Kan_donduran_sozler__Polis_cirilciplak_soyunup_ikinmami_istedi.html
Gezi Parkı olaylarına ilişkin yedisi yabancı 255 sanıklı davanın 7. duruşması yapıldı. İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 23 tutuksuz sanık katıldı. Sanıklar, kimlik tespitinin ardından savunmalarını yaptı.
"9-10 POLİS ÜSTÜME GELİP AĞIR ŞEKİLDE DARP ETTİLER"
Duruşmada savunma yapan üniversite öğrencisi Mustafa Emrullah, 2 Haziran 2013 gecesi Üsküdar'dan Beşiktaş'a arkadaşını ziyaret etmek için geçtiğini belirterek, "Arkadaşıma giderken, daha önceden atılmış gaz bombasından etkilenip öğrencisi olduğum Bahçeşehir Üniversitesi kampüsüne sığındım. Beşiktaş Çarşı'ya girmek istedim, ancak Barbaros Bulvarı girişi polis tarafından tutulmuştu. Akaretler tarafına yürüdüm, ancak polis orayı da tutmuştu. Geri dönerken, dinlenmekte olan çevik kuvvet polisi bana laf attı. 'Evine git birader" dedi. Daha sonra ağır küfürler etti. 9-10 polis üstüme gelip ağır şekilde darp ettiler" dedi.
"BEYİN SARSINTISI GEÇİRİYOR OLABİLİRDİM"
Polislerin kafasına kaskla vurduğunu iddia eden Emrullah, "Darpın etkisiyle kendimde değildim. Otobüse ters kelepçeli olarak bindirildim. Kafam kanıyordu. Gözaltına alınan diğer şahıslar kafamın kanamasını durdurmak için kafama tişört tuttular. Polisler bunu yapanlara da küfür etti. 2 saat tıbbi yardım yapılmadı. O sırada beyin sarsıntısı geçiriyor olabilirdim" diye konuştu.
"ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIK"
Kabin memuru sanık Hatice Tuğşen Akyol da, 5 Haziran 2013 günü saat 20.00 civarında arkadaşının kendisi ve diğer arkadaşı Arzu Kurt'u Gümüşsuyu Caddesi'nin başında bıraktığını belirterek, "Hiçbir olay yoktu. Gezi Parkı'nın oraya gittik. Birkaç saat oturduktan sonra, eve dönmek için taksiye binmek amacıyla indiğimiz yere geri döndük. Bir anda gaz bombaları atıldı. Mecburen herkesle birlikte İTÜ'nün merdivenlerine doğru kaçmaya başladık. Arzu Kurt ile birlikte birbirimize tutunup çöktük. Tam o sırada coplarla polisler ikimizi darp etti. 48 saatte yalnızca 1 kez yemek verildi. Çıplak aramaya maruz bırakıldık. Çırılçıplak soyup ıkınmamı istediler" diye konuştu. Kabin memuru sanık Arzu Kurt ise, "Bana sinkaflı küfürler edildi. Anadan doğma şekilde Hatice gibi aramam yapıldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu.
"NE GÜZEL ORUÇ TUTMUŞLAR"
Suçlamaları kabul etmeyen tutuksuz sanık Yılmaz Tüzen'in avukatı Melis Dalgıç da şunları söyledi:
"Gözaltına alınanların bana anlattıkları ve gördüklerimle ilgili olarak, şahısların aç ve susuz bırakıldığını Baro'ya da, Cumhuriyet Savcılığı'na da bildirdim. Önlem alınması gerektiğini vurguladım. Hatta bu durumu, ismini hatırlayamadığım bir savcı ile görüştüğümde, ona sanıklar aç-susuz dediğimde, 'Ne güzel, oruç tutmuşlar' dedi." "SOMA'DA PARA HIRSINA KURBAN EDİLEN MADENCİLERİ SAYGIYLA AINYORUM"
Evli ve 1 çocuk babası olan lise mezunu sanık Yücel Demir ise, savunmasına, "Soma'da para hırsına kurban edilen madencileri saygıyla anıyorum" diyerek başladı.
"1 Haziran 2013 günü saat 12.30 sıralarında Galatasaray Lisesi önünde gözaltına alındım. Gözaltına alındıktan sonra 15 saat bir polis otobüsü içerisinde hapsedildik. Neredeyse nefes almamıza dahi müsaade edilmedi. Orada olmamın nedeni, hükümetin doğayı katleden uygulamalarına olan tepkimdir. Kanunsuz bir gösteriye katılmak gibi bir amacım da yoktu. Suçlamaları kabul etmiyorum."
"SİZİN YÜZÜNÜZDEN 48 SAATTİR ÇALIŞIYORUZ, EVE GİDEMEDİK"
Yönetmen ve senarist sanık Ahmet Küçükyalı da, "Gözaltına alındıktan sonra çevik kuvvet otobüsüne bindirildiğimde, bir tane görevli koltuklara sopa ile vurarak, 'Sizin yüzünüzden 48 saattir çalışıyoruz, eve gidemedik' diye bağırdı. Telefon görüşmesi yaptırmadılar, yiyecek vermediler, tuvalete bir defa gitmeme izin verildi. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Kültür Bakanlığı'na eser veren ve bu kapsamda çalışma yapan senaristim, aynı zamanda yapımcı ve yönetmenim. Kanun dışı faaliyet içerisinde olmam söz konusu değil, beraatime karar verilsin" diyerek kendini savundu.
"İSTESEYDİM KAÇARDIM, YAKALAYAMAZLARDI. BEN MİLLİ TAKIM RAGBİ OYUNCUSUYUM"
Polis tarafından darp edildiğini iddia eden Ragbi Milli Takım oyuncusu Doğan Doğan da, "Akrep denilen araca sokuldum. İçeride benim gibi 5 şahıs daha vardı, bizi darp ettiler. Ardından başka bir araca bindirildim ve burada da darpa uğradım. Ancak herhangi bir müdahalem olmadı. İsteseydim kaçardım, yakalayamazlardı. Zira ben Milli Takım ragbi oyuncusuyum. Tüm bunlara rağmen darp edildim ve çok ağır hakaretlere maruz kaldım" dedi.
"40 POLİS BANA TEKME ATARAK KÜFÜR ETTİ"
Doğan, savunmasına şöyle devam etti:
"İstanbul Emniye Müdürlüğü binası önünde araçtan indiğim sırada, yakalananlar kaçmasın diye otobüsün önünde yaklaşık 40 tane polis vardı. Ben bunların arasından geçerken, hepsi bana tekme atarak küfür ettiler. Benim dışımda araçtan inenlere de bu şekilde vurdular. Aralarında kızlar ve Erasmus bursu ile gelen yabancı öğrenciler de vardı. Ben bunların da dayak yediğini gördüm."
"KOLUMDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İMZASI OLAN DÖVME VAR DİYE ANNEM VE BABAMA KÜFÜR EDİLDİ"
Sanık İlker Yeniay ise, "Mustafa Kemal Atatürk dövmelerimden dolayı polis bana laf attı. Ben de kendisine cevap verince, aramızda arbede çıktı. Başka bir polis aramıza girdi. Daha sonra bir arabaya sevk edilip 20 saat tutuldum. Nezaretteyken kemerimiz alındığından pantolonum düştü, bu yüzden de polisle aramda tartışma çıktı. Detaylı aramadan geçtim ve burada sinkaflı küfürlere maruz kaldım. Benim babam emekli astsubaydır. Kolumda Mustafa Kemal Atatürk imzası olan dövme var diye polis tarafından annem ve babama küfür edildi" dedi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73975/Kan_donduran_sozler__Polis_cirilciplak_soyunup_ikinmami_istedi.html
Siirt Üniversitesi Öğrenci Kolektifi üyesi olduğu dönemde katıldığı protestolar nedeniyle hapis cezası alan ve yurtdışına çıkan Barış Ataman yanmış halde ölü bulundu. Olayın intihar mı cinayet mi olduğu henüz bilinmiyor.
İlköğretim öğrencilerine toplu tecavüz olayını protesto ettiği için 10 ay, polise “İmamın ordusu” dediği için de 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası alan Barış Ataman, iltica ettiği Fransa’da şiddetli bir şekilde yanmış halde ölü bulundu. Savcılık olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğunu araştırıyor.
Öğrenci Kolektifleri üyesi olan Ataman, 2010-2012 arasında Mersin ve Siirt’te birçok kez gözaltı, soruşturma ve mahkumiyetlere konu oldu.
İNTİHAR ŞÜPHESİ
PKK'ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı'nın (ANF) haberine göre, Ataman, 13 Mayıs akşamı saat 21.00 sıralarında Lyon’un 7′inci semtinde Rhone havuzunun şantiyesinde itfaiyeciler tarafından yanmış halde bulundu. Eduard-Herriot hastanesine kaldırılan Ataman, aynı gece yaşam mücadelesini kaybetti. Ataman’ın vücudundaki yanıkların nedeni araştırıyor. Ataman’ın arkadaşlarından alınan bilgiye göre son zamanlarda yoğun bir umutsuzluk yaşıyordu ve babasından gelip kendisini götürmesini istiyordu.
Babası, oğlunun ısrarlarının ardından Fransa’ya gelmek için 15 Mayıs’a bilet aldı, ancak daha yola çıkmadan oğlunun ölüm haberi ulaştı.
Babasını en son aradığında “Takip ediliyorum. Beni götür” dediği iddia ediliyor.

ZİFT DÖKÜLEREK YANMIŞ
Arkadaşlarından Ufuk Dersim, savcılığın cenazeyi babasına da göstermediğini belirtirken, daha önce polisin verdiği bilgilere göre Ataman’ın vücudunda yüzde 90′ın üzerinde yanıklar oluştuğu bilgisini verdi. Polis, Ataman’ın kolundaki bir dövmenin detaylı fotoğraflarını babasına göstermekle yetinmiş.
Olayı duyduktan sonra Paris’ten Lyon’a giden Dersim’e göre, Ufuk’un vücudundaki yanıklar, zift dökülerek gerçekleşmiş. Cenazenin DNA testi ardından alınması bekleniyor. Bunun da bir iki hafta sürebileceği belirtiliyor.
Babası, Türkiye’deki davalar ve baskıların oğlunun ölümüne neden olduğunu düşünüyor.

"İMAMIN ORDUSU" DEDİĞİ İÇİN CEZA ALMIŞTI
Ataman, Siirt Üniversitesi Öğrenci Kolektifi üyesi iken, Siirt’te ilköğretim öğrencilerine toplu tecavüz olayını protesto ettiği için açılan davada 28 Mart 2011′de 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
18 Ekim 2011′de Mersin’de Tevfik Sırrı Gür Lisesi önünden geçerken çevik kuvvet ekipleri tarafından darp edilerek gözaltına alınan Ataman, birkaç ay sonra, iki öğrenci arkadaşı ile birlikte Mersin’de kendilerini döverek hakaret eden polislere, “İmamın Ordusu” dedikleri için haklarında “görevli memura görevinden dolayı hakaret” gerekçesiyle 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilmişti.
O gün ANF’ye konuşan Barış Ataman mağdurken suçlu konumuna getirildiklerini, yalnızca ‘İmamın ordusu’ ve ‘AKP’nin polisi’ dedikleri için kendilerine bu cezanın verildiğini söylemişti.
http://www.odatv.com/n.php?n=imamin-ordusu-dedigi-icin-ceza-alan-ogrenci-yakilmis-halde-olu-bulundu-2005141200
ODTÜ’nün
hazırladığı “Eynez Yeraltı Kömür Madeninde Meydana Gelen Facia ile
İlgili Değerlendirmeler” başlıklı rapor, Soma’daki ihmaller zincirini
gözler önüne serdi. Raporda, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “Bu işin
fıtratında ölüm var” sözleri tekzip edilerek “Evet madenciliğin ve
benzer tehlikeli işkollarının doğasında kaza vardır. Ancak kazanın bu
kadar kayıpla sonuçlanması işin doğasında yoktur” denildi. ODTÜ Maden
Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Şebnem Düzgün’ün
hazırladığı raporda şu noktalar öne çıktı:
- Ocakta
yeraltındaki işçilerin sayısı ve kimliği “lambahane”deki lamba
numaralarından takip ediliyor. Bu durumda bile kazanın ilk gününden
itibaren yeraltında kaç kişinin mahsur kaldığının bilinmemesi pek mümkün
değildir.
- Kazanın
olduğu akşam Başbakan Erdoğan’ın yurtdışı gezilerini iptal etmesi sayı
hakkında bilgi sahibi olunduğunun en temel göstergesidir. Ayrıca Enerji
Bakanı Yıldız’ın ifade şekli de “.... İşçimize ulaşmış olduk”. Eğer sayı
biliniyor ve açıklanmıyorsa 5 gün boyunca kamuoyunun doğru bilgi alma
hakkı engellenmiştir.
Yaklaşımı hukuksuz
- Söz konusu
güvenlik zafiyetinin arama kurtarma çalışmalarının etkin yapılmasına
olumsuz etki ettiğinin de dikkate alınması gerekmektedir. İşletmenin
yangının başladığı sırada hangi işçinin ocağın neresinde olduğunu
belirtir bir açıklama yapması şarttır.
Talihsiz açıklama
- Enerji Bakanı
Yıldız 17 Mayıs öğle sularında ocakta metan gazı seviyesinin
arttığından söz etmiştir. Böyle bir ocakta metan gazı olması, hele de
yangının kendiliğinden yanma olduğunun belirtildiği bir durumda mümkün
görünmemektedir.
- Kazanın hemen
ardından Erdoğan “iş kazaları işin doğasında vardır” anlamında bir
açıklama yapmış ve bu argümanını desteklemek için de büyük kayıplı
madencilik kazaları örnekleri vermiştir. Bu kazalarda kayıpların büyük
olmasının temel nedeni, madenciliğin o dönemde işgücü odaklı yapılarak
teknoloji ve ekipmana dayalı olmamasıdır.
- İşgücüne dayalı madencilik günümüzde neredeyse kalmamıştır.
Çıkarılmaması gerekirdi
- Başbakanın bu
talihsiz karşılaştırması aslında madenciliğin bu şirket tarafından
işgücüne dayalı yapıldığının da dolaylı bir itirafıdır. Madenciliğin ve
benzer tehlikeli işkollarının doğasında kaza vardır. Ancak bu kadar
kayıp verilmesi işin doğasında yoktur. Eğer işin doğası buysa zaten bu
madenin çıkarılmaması gerekir. Başbakanın bu talihsiz açıklaması
herkesin kanını dondurmaktadır.
Taşeronluk bozdu
- İlk gün AKUT
ocakta arama kurtarma çalışmalarına katılmıştır. Kaç AKUT gönüllüsü
ocağa girmiştir bilinmelidir. Çünkü bu durum hem hukuki açıdan hem de
madencilik pratiği açısından kabul edilebilir bir durum değildir.
- Taşeronluk
ülkemiz madenciliğinin en temel sorunlarından biridir. Sorunun özü bu
politikayı geliştirenlerin, madenciliğin kendi içindeki sistemsel
bütünlüğünü göz ardı etmeleridir.
n Taşeronluğu
geliştiren madencilik politikacılarının en temel argümanı: Bu işletmeler
devlette iken kâr etmiyordu, şimdi taşeronlarla kâr ediliyor. Dünyanın
hiçbir yerinde küçük ölçekli madencilik büyük ölçekliyle yarışamaz.
n Soma’da
yaşananlar, madenciliğin doğasında olan ve gerçekleşmesi kaçınılmaz
olarak görülebilecek bir iş kazası niteliğinde değildir.
Deniz Kahraman
Soma'daki facia ile ilgili açıklamalarda bulunan AKUT Başkanı Mahruki,
''Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı''
dedi.
Soma'daki maden faciasında arama-kurtarma çalışmaları bitirildi. Ancak tartışmalar bitmiyor. Ekibiyle birlikte arama - kurtarma çalışmalarına katılan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, faciayla ilgili kahreden açıklamalarda bulundu. Mahruki, "İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik" dedi.
Habertürk'e konuşan Mahruki'nin o açıklamaları şöyle:
Soma'daki kurtarma çalışmalarına nasıl dâhil oldunuz?
Normalde nükleer, biyolojik, kimyasal saldırılarda ve maden kazalarında yetkinliğimiz yok ama maden kazalarında destek ekibi olarak gidiyoruz. Madende arama kurtarma çok özel bir alan. Eğitimi, ekipmanı, tecrübesi sadece madencilerde var. Bu olayda da asıl işi maden arama kurtarmacılar yaptı. Biz de Manisa ve İzmir'den 20 kişiyle destek ekip olarak çalıştık.
AKUT ekipleri madene inmedi mi?
Tecrübeli elemanlarımızdan bir kısmı girdi, galerilerde çalıştı. 28 kişinin çıkarılmasına nezaret ettik. Karbonmonoksit seviyesinin yükseldiği bilgisi gelince bizim ekipler çıktı. Normalleşme sağlanınca madenciler kendi teçhizatlarıyla devam etti.
"ÜST ÜSTE YANLIŞLAR YAPILDIĞI İÇİN BU KADAR BÜYÜK BİR FACİA YAŞANDI"
Arama kurtarma çalışmaları yeterli miydi? Doğru müdahale edildi mi?
Maden kazalarında işin doğrusu nasıl yapılır bilmiyorum ama personel buna hazırlıklı olmadığı için başından itibaren kaos vardı. Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı.
"İLK BİR SAATTE KRİTİK HATALAR YAPILMASA 300 İNSANIMIZI KAYBETMEZDİK"
Neydi o yanlışlar?
Onu bilirkişiler madene girdikten sonra tespit edecektir. İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik. En büyük problem etkin çalışan acil durum yönetim sisteminin olmamasıydı. İşçisinden amirine herkesin böyle olağanüstü bir durum olduğunda hangi adımları atması gerektiğini bilmesi gerekir. Böyle bir prosedürden personelin haberdar olmadığı anlaşıldı.
Arama kurtarmada hata mı yapıldı yani?
Hayır, büyük ihtimalle ilk anlarda olan olmuştu zaten, karbonmonoksitten bahsediyoruz... Sonraki süreçte, kurtarma operasyonunda eksik vardı demek doğru olmaz. Kurtarma ekibi madene vardıktan sonra elinden geleni en doğru şekilde yaptı. Bizi ve diğer sivil toplum kuruluşlarını da çalıştırdılar.
"AFGANİSTAN'DAKİ MADEN İŞÇİLERİYLE AYNI KOŞULLARDA ÇALIŞIYORLAR"
Gerekli teknoloji kullanıldı mı? Karbonmonoksit seviyesi yüksek olsa bile özel maske ve ekipmanla içeri girilemez miydi?
Bu benim uzman olduğum bir alan değil ama asıl sorun Türkiye'deki maden işletmeciliğinin dünya standartlarında yapılmıyor olması. ILO'nun 176 sayılı sözleşmesi imzalanmadığı için Türkiye'deki maden işçileri Afganistan ve Pakistan'daki maden işçilerinin çalıştığı standartlarda çalışıyor. Maden emekçilerini en üst seviyede güvenliğini sağlayan bu yönergeyi tüm gelişmiş ülkeler imzalıyor. Bu işletmeciye maliyet getirdiği için imzalamaktan kaçınıyorlar. Madencinin kıyafetinden tutun, maskesine ve çalışma şekline, havalandırma ve haberleşme standardına kadar her şeyin bir standardı var. İmzalansaydı bu faciayı yaşamayacaktık.
"DEVLET BÜYÜKLERİNİN BÖLGEYE GİTMESİ ÇALIŞMALARI AKSATIYOR"
Kurtarma çalışmalarını aksatan özel bir durum oldu mu?
Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın veya bakanların gelmesinin aşağıda kurtarılmayı bekleyenlere hiçbir faydası yok. Acil durumda krizi çözmeye odaklanmışken bu tür formaliteler kurtarma operasyonunu yavaşlatıyor.
AKUT bundan sonra bu tür kazalara yönelik açılımlar yapacak mı?
Aramızda tartışıyoruz. Madenlere yakın bölgelerdeki ekiplerimize temel eğitim vermeyi düşünüyoruz ama genel anlamda AKUT'a maden arama kurtarma yapısı getireceğimizi sanmıyorum.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.htmlhttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.html
Soma'daki maden faciasında arama-kurtarma çalışmaları bitirildi. Ancak tartışmalar bitmiyor. Ekibiyle birlikte arama - kurtarma çalışmalarına katılan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, faciayla ilgili kahreden açıklamalarda bulundu. Mahruki, "İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik" dedi.
Habertürk'e konuşan Mahruki'nin o açıklamaları şöyle:
Soma'daki kurtarma çalışmalarına nasıl dâhil oldunuz?
Normalde nükleer, biyolojik, kimyasal saldırılarda ve maden kazalarında yetkinliğimiz yok ama maden kazalarında destek ekibi olarak gidiyoruz. Madende arama kurtarma çok özel bir alan. Eğitimi, ekipmanı, tecrübesi sadece madencilerde var. Bu olayda da asıl işi maden arama kurtarmacılar yaptı. Biz de Manisa ve İzmir'den 20 kişiyle destek ekip olarak çalıştık.
AKUT ekipleri madene inmedi mi?
Tecrübeli elemanlarımızdan bir kısmı girdi, galerilerde çalıştı. 28 kişinin çıkarılmasına nezaret ettik. Karbonmonoksit seviyesinin yükseldiği bilgisi gelince bizim ekipler çıktı. Normalleşme sağlanınca madenciler kendi teçhizatlarıyla devam etti.
"ÜST ÜSTE YANLIŞLAR YAPILDIĞI İÇİN BU KADAR BÜYÜK BİR FACİA YAŞANDI"
Arama kurtarma çalışmaları yeterli miydi? Doğru müdahale edildi mi?
Maden kazalarında işin doğrusu nasıl yapılır bilmiyorum ama personel buna hazırlıklı olmadığı için başından itibaren kaos vardı. Üst üste yanlışlar yapıldığı için bu kadar büyük bir facia yaşandı.
"İLK BİR SAATTE KRİTİK HATALAR YAPILMASA 300 İNSANIMIZI KAYBETMEZDİK"
Neydi o yanlışlar?
Onu bilirkişiler madene girdikten sonra tespit edecektir. İlk bir saatte üst üste kritik hatalar yapılmasa 300 insanımızı kaybetmezdik. En büyük problem etkin çalışan acil durum yönetim sisteminin olmamasıydı. İşçisinden amirine herkesin böyle olağanüstü bir durum olduğunda hangi adımları atması gerektiğini bilmesi gerekir. Böyle bir prosedürden personelin haberdar olmadığı anlaşıldı.
Arama kurtarmada hata mı yapıldı yani?
Hayır, büyük ihtimalle ilk anlarda olan olmuştu zaten, karbonmonoksitten bahsediyoruz... Sonraki süreçte, kurtarma operasyonunda eksik vardı demek doğru olmaz. Kurtarma ekibi madene vardıktan sonra elinden geleni en doğru şekilde yaptı. Bizi ve diğer sivil toplum kuruluşlarını da çalıştırdılar.
"AFGANİSTAN'DAKİ MADEN İŞÇİLERİYLE AYNI KOŞULLARDA ÇALIŞIYORLAR"
Gerekli teknoloji kullanıldı mı? Karbonmonoksit seviyesi yüksek olsa bile özel maske ve ekipmanla içeri girilemez miydi?
Bu benim uzman olduğum bir alan değil ama asıl sorun Türkiye'deki maden işletmeciliğinin dünya standartlarında yapılmıyor olması. ILO'nun 176 sayılı sözleşmesi imzalanmadığı için Türkiye'deki maden işçileri Afganistan ve Pakistan'daki maden işçilerinin çalıştığı standartlarda çalışıyor. Maden emekçilerini en üst seviyede güvenliğini sağlayan bu yönergeyi tüm gelişmiş ülkeler imzalıyor. Bu işletmeciye maliyet getirdiği için imzalamaktan kaçınıyorlar. Madencinin kıyafetinden tutun, maskesine ve çalışma şekline, havalandırma ve haberleşme standardına kadar her şeyin bir standardı var. İmzalansaydı bu faciayı yaşamayacaktık.
"DEVLET BÜYÜKLERİNİN BÖLGEYE GİTMESİ ÇALIŞMALARI AKSATIYOR"
Kurtarma çalışmalarını aksatan özel bir durum oldu mu?
Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın veya bakanların gelmesinin aşağıda kurtarılmayı bekleyenlere hiçbir faydası yok. Acil durumda krizi çözmeye odaklanmışken bu tür formaliteler kurtarma operasyonunu yavaşlatıyor.
AKUT bundan sonra bu tür kazalara yönelik açılımlar yapacak mı?
Aramızda tartışıyoruz. Madenlere yakın bölgelerdeki ekiplerimize temel eğitim vermeyi düşünüyoruz ama genel anlamda AKUT'a maden arama kurtarma yapısı getireceğimizi sanmıyorum.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.htmlhttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73429/Nasuh_Mahruki_den_carpici_Soma_iddiasi.html
Güvenlik güçleri
maden ocağının etrafında sıkıyönetim uyguluyor. Soma Kömür İşletmeleri
Maden Ocağı, arama kurtarma çalışmalarının önceki gün sona ermesinin
ardından bu sabah itibarıyla görevliler dışında tümüyle boşaltıldı.
Kuzey batı kesimdeki 2 ocak ağzının tuğlayla örülmeye başlandığı
görüldü. Eynez mevkisindeki maden ocağı sahasına girişler, arama
kurtarma çalışmalarının sonlanmasıyla basın mensupları da dahil görevli
olmayan herkese kapatıldı.
Madende görev yapan
gazetecilerin sabah saatlerinde çıkarıldığı sahada, sadece İş Teftiş
Kurulu Başkanlığı müfettişleri ile jandarma personeli ve maden
çalışanları bulunuyor. İş Teftiş Kurulu Başkanlığının aldığı kararla tüm
madencilik faaliyetlerinin durdurulduğu sahada, facianın nedenini
ortaya koyacak deliller aynı kalmak koşuluyla yangının yol açtığı
tahribatın giderilmesi için başlatılan çalışmalar sürdürülüyor. Bu
arada, yangının kısmen devam ettiği gözlenen madende, ayrıca kuzey batı
kesimdeki 2 ocak ağzının tuğlayla örülmeye başlandığı görüldü. Maden
ocağının etrafında bu kadar geniş önemlerin alınması dikkat çekti.
Mezar ziyaretleri polis gözetiminde
Polisin Soma
merkezde baskısı ise devam ediyor. Dışarıdan kente gelen kişilerin ise
sadece mezarlık ziyareti yapmalarına izin verildi. Motosiklet klübünün
de, 30 üyesi kent girişinde durduruldu. Hemen hepsi güvenlik sorgusundan
geçirildi. Ardından sadece madencilerin gömüldüğü mezarı ziyaret
etmelerine izin verildi. Motor tutkunları, bunu da polis gözetiminde
gerçekleştirebildi. Motosikletliler, kente girmelerini engellemek için
polis eskortuyla, mezarlığa götürüldü. Polis aracının dikkat çekmemesi
için de sivil araç kullanıldı. Mezarlık ziyaretinden sonra da,
motosikletcilerin kentten ayrılmaları istendi. Grup üyelerinden Hakan
Altay, “Girişimize izin verilmedi. Bize eskort vereceklermiş. Sanki Türk
değil yabancıyız. Sadece maden şehitlerini anmak istedik” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından tamamlanan ortak projelerin
açılışının yapılacağı “Ayrı Coğafyalarda Aynı İmza” başlıklı törende
konuşma yaptı. Erdoğan, konuşmasında Soma’da yaşanan felakete de dikkat
çekerek, “Zaman zaman uluslarası yardımlarımız eleştiriliyor.
Somali’yi bırak Soma’ya bak tarzı insaf dışı ifadeler dile getirildi. Acımız tazeyken bu eleştiriler üzerinde durmayacağız. Biz Soma’ya da ulaştık. Yaraları sardık sarıyoruz saracağız. Somali’ye de ulaşacak güçteyiz artık.” dedi.
Erdoğan bu sırada Soma’daki felakette yaşanan kayıplara da vurgu yaparak, “371 kardeşimizin ailesini mağdur etmeyeceğiz” dedi. Soma’daki maden kazasında ölü sayısı 301 olarak açıklanmıştı.
“371 KARDEŞİMİZİN…”
Erdoğan’ın açıklaması şöyle:
Şimdi de Soma’da 371 kardeşimizin ailelerini mağdur etmeyecek her tedbiri aldık. Soma’daki kardeşimize istismara izin vermeyecek şekilde. Çünkü bu konu istismara açıktır. Yardım yapacak olan AFAD’a yatırsın”
DİL SÜRÇMESİYLE…
Erdoğan konuşmasının ilerleyen dakikalarında kayıp sayısıyla ilgili açıklamasını düzeltti ve “Herhalde bir dil sürçmesi ile 371 ifadesini kullanmışım, 301 olacaktı” dedi.
http://sozcu.com.tr/2014/gundem/erdogan-olu-sayisini-artirdi-512271/
Somali’yi bırak Soma’ya bak tarzı insaf dışı ifadeler dile getirildi. Acımız tazeyken bu eleştiriler üzerinde durmayacağız. Biz Soma’ya da ulaştık. Yaraları sardık sarıyoruz saracağız. Somali’ye de ulaşacak güçteyiz artık.” dedi.
Erdoğan bu sırada Soma’daki felakette yaşanan kayıplara da vurgu yaparak, “371 kardeşimizin ailesini mağdur etmeyeceğiz” dedi. Soma’daki maden kazasında ölü sayısı 301 olarak açıklanmıştı.
“371 KARDEŞİMİZİN…”
Erdoğan’ın açıklaması şöyle:
Şimdi de Soma’da 371 kardeşimizin ailelerini mağdur etmeyecek her tedbiri aldık. Soma’daki kardeşimize istismara izin vermeyecek şekilde. Çünkü bu konu istismara açıktır. Yardım yapacak olan AFAD’a yatırsın”
DİL SÜRÇMESİYLE…
Erdoğan konuşmasının ilerleyen dakikalarında kayıp sayısıyla ilgili açıklamasını düzeltti ve “Herhalde bir dil sürçmesi ile 371 ifadesini kullanmışım, 301 olacaktı” dedi.
http://sozcu.com.tr/2014/gundem/erdogan-olu-sayisini-artirdi-512271/
Adliye sevk edilenler arasında Soma İşletmeleri Genel Müdür Ramazan Doğru ve İşletme Müdürü Akın Çelik olduğu belirtildi.
Akhisar Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahiner'in yürüttüğü ve 28 savcının görev aldığı soruşturmada bir yandan ocakta inceleme yapılırken diğer yandın ifadeler alındı. İlk aşamada gözaltına alınan kişiden ve aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin üst düzey yöneticilerinin bulunduğu 18 kişiden 5'i ilk aşamada adliyeye sevk edildi. Halen, gözaltı işlemi yapılan bazı kişilerin de emniyette ifadelerinin alındığı belirtildi.
GÖZALTINA ALINANLARDAN BAZILARININ İSİMLERİ
Soma Maden İşletmeleri İşletme Müdürü Akın Çelik. Muhasebe Müdür Yardımcısı Ali Ulu. Mühendisler Ertan Ersoy, Selçuk Demirci, Erdem Canbaz, Harun Güneş, Hilmi Kazık, Yalçın Erdoğan, Saltuk Alp Demirci ve Ergin Yılmaz. Teknikerler Mehmet Avcı, Halil Dalkıran, Mehmet Ali Gündüz, Mustafa Işık, Necati Demirci ve Halil Yavuz oldu.
Adliye sevk edilenler arasında Soma İşletmeleri Genel Müdür Ramazan Doğru ve İşletme Müdürü Akın Çelik olduğu belirtildi.
ADLİYENİN ÖNÜNDE GÜVENLİK ÖNLEMİ
Polis, savcılığın talimatı ile adliyenin bahçesini güvenlik şeridi ile kapatarak gazetecileri ve vatandaşları bu şeridin dışına çıkardı. Sadece gözaltında bulunan kişilerin avukatları binaya alınıyor.
http://www.odatv.com/n.php?n=somada-gozalti-1805141200
Başbakan Erdoğan'ın "İsrail dölü" diye bağırarak Soma'daki bir vatandaşı darp etmesi, İsrail basınında da geniş yer buldu.
İsrail'in Kanal 1 televizyonunda Erdoğan'ın "İsrail dölü" söylemini bir hakaret olarak kullandığını belirterek açıkça Antisemitizm yapıldığını vurguladı.
Kanal 1 Ana Haber sunucusu ve gazeteci Ayala Hason, kanalın dış haberler ve Arap -Türkiye Masası şefi Oded Granot'a dönerek "Erdoğan'ın aslında sertlikle tepki verdiği pek olağan değil aslında, ama belki şahsi bir sorunu vardır." diyerek dalga geçti.
Oded Granot ise "Sertlikle tepki vermez sözüne gülmeden duramayacağım." diye cevap verdi.
Tekrar söz alan Ayala Hason "Belki kendisinde bir şahsiyet sorunu vardır." diye ekledi.
Başbakanlık müşavirinin bir vatandaşı tekmelemesinin de değerlendirildiği programda ikili arasındaki görüşme şöyle devam etti:
O.G. "Evet bu olabilir çünkü O kendisini sultan sanıyor. Ve sigortaları çok çabuk atıyor. İşin bundan daha da ilginç olanı bu tavrı ve tepkileri onun popülaritesini azaltmadığıdır. Az önce sözünü ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda benzer bir durum olsa da Rubi Rivlin'i durdurmaya çalışan büyük güç Erdoğan'ın karşısında yok.
Her ne kadar sigortaları çok çabuk atıyorsa da ve de bugün kullandığı ifadelere resmen rezalet bile diyebilirim, resmen Müslüman kardeşlerin adamı ve açıkça Antisemit, Anti-İsrail -ki ikisi de aynı şeydir- ifadelerdir. 'İsrail Dölü' ifadesi kullanmış olması onu Antisemit olmaktan kurtarmıyor, çünkü bu aynı zamanda 'Yahudi Dölü' anlamına geldiğini Türkçe bilen herkes anlıyor.
Bütün sorunlar ile, hatta Türkiye'yi demokrasiden uzaklaştırıyor olması ile, ifade özgürlüğünü engelliyor, Twitter'i kapattırıyor, Youtube'u kapattırıyor... Daha ...
A.H. "Yanındakiler halkı tekmeliyor."
O.G: "Ve Basına talimat vererek Yahudiler'le ilgili hakareti yayınlamamalarını istemekle birlikte 10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı seçilmesi için oldukça iyi bir şansı olduğunu söyleyebilirim. Hem de bugünkü gibi bir Cumhurbaşkanı değil Obama gibi bir başkan olma amacındadır.
Bunu anlamamız lazım ki bu stil ile yaşamasını öğrenmemiz gerekecektir. Çünkü Türkiye'de bizim sevmediğimiz ve anlayamayacağımız bu yaşam tarzını seven ve beğenen önemli bir kitle olduğunu görmemiz lazım."
A.H. "Herhalde ekonomi konusunda başarılı olduğu için olsa gerek."
O.G. "Biliyor musun bazı ülkelerde diktatörler, demokratik ülkelerdekine karşın ne istediklerini biliyorlarmış gibi görünürler, ancak ne kadar doğrudur sorgulamak gerekir."
A.H. "Şimdi de hazırlamış olduğumuz filmi seyredelim, diktatörler konusunda ise müşterek olan bir noktayı da atlamayayım ''Bıyıklar''..."
Bu konuşmadan sonra devreye giren Soma filmindeki son cümle ise şöyle:
"Erdoğan'ın ifadeleri ve halka karşı tutumu halkı tekrardan sokaklara döndürdü."
A.H. "Oded bu konuda ekleyeceğin Bıyıklı adam için diyeceğin ne var?"
http://www.odatv.com/n.php?n=israil-dolu-sozlerine-israil-ne-dedi-1705141200



















