Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ile başlayan kriz, ABD’li uzmanlarca yoğun biçimde tartışılırken geleceğe dönük uyarılar da yapılıyor.
Amerika’nın Sesi’ne göre, Foreign Policy dergisinde Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz imzalı “İran’dan Türk altınına hücum” başlıklı yazıda, Türkiye’deki “İslamcı hükümet iktidarı süresince en büyük yolsuzluk skandalıyla sarsılıyor” görüşü dile getiriliyor.
“ALTIN, TÜRK SİYASİ ELİTİNİ İRAN’IN YERALTI DÜNYASINA MARUZ BIRAKTI”-
Soruşturmanın merkezinde, tartışmalı altın ticaretinin yattığına işaret eden yazıda “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Washington ve İsrail’den, Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’e kadar uzanan büyük bir komplonun mağduru olduğunu savunuyor” denildikten sonra şu savlar öne sürülüyor:
“Ancak soruşturmada adı geçen bu sağlam bağlantılı kişiler hakkındaki suçlamalar sabitleşirse, bu durumda AKP’nin kendinden başka kimseyi suçlamaması gerekir. İran ve Türkiye arasındaki altın karşılığı doğal gaz ticareti, ABD Kongresi Temmuz ayında bu uygulamaya bir son vermeden öncesine kadar hukuki sayılabilir. Ama bu ticaret, aynı zamanda Türk siyasi elitini İran’ın geniş yeraltı dünyasına maruz bırakmışa benziyor."
“DEVRİMLER HER ZAMAN KENDİ ÇOCUKLARINI YER”-
New Yorker dergisinde Dexter Filkins’in imzasını taşıyan yazıda “Devrimler her zaman kendi çocuklarını yer” sözü hatırlatılıyor ve bunun son örneğinin de Türkiye’de yaşanacağa benzediği savunuluyor. “AKP’nin iktidardaki 11 yılında Türkiye’de devlette ve toplumda büyük değişiklikler yaptığını” söyleyen Filkins, sorunun son yıllarda Erdoğan’ın kendi başarısıyla Türkiye’nin başarısını bir tutmaya başlamasıyla ortaya çıktığını öne sürüyor.
“Dindarlıkları kadar ticari zekayla da tanınan Gülenciler’i güler yüzlülükleri ve düzgün görünüşleri nedeniyle Hristiyan misyonerlere” benzeten Filkins, grubun Türkiye’de polise ve adalet sisteme sızdığını, Ergenekon ve Balyoz davalarında başrol oynadığını savunuyor.
Yazıda derin devletle mücadele için başlayan Ergenekon ve Balyoz davalarının “süreç içerisinde sahte kanıtlar kullanılarak Erdoğan’ın siyasi rakiplerini sindirme projesine dönüştüğü” görüşünün dile getirildikten sonra Türkiye’nin en çok gazeteciyi hapseden ülke olduğu da hatırlatılıyor.
“ERDOĞAN SİYASİ KURUMLARA ZARAR VERDİ”
Washington Post gazetesinin Monkey Cage (Maymun Kafesi) adlı bloguna yazan Texas Üniversitesi siyaset bilimcilerinden Brent Sasley, son rüşvet-yolsuzluk soruşturmasının ardından “iki İslamcı başbakan” diye tanımladığı Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan arasında karşılaştırma yapıyor. “İdeolojik ve inatçı” diye tanımladığı Erbakan’ın kısa süren başbakanlığı döneminde, başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere kurumsallaşmış laik siyasi yapıların tepkisini çektiğine dikkati çeken Sasley, “pragmatik ve esnek” diye tanımladığı Erdoğan’ın ise kurumsal kısıtlamaların çevresinden dolanarak bu kurumları değiştirme yoluna gittiğini yazıyor ve şöyle devam ediyor:
“KENDİLERİNİ YIKILMAZ GÖREN LİDERLER…”
“Kendilerini yıkılmaz gören ve siyaset üretirken kurumsal kısıtlamalardan özgür olan liderler, iktidarı kendi istekleriyle terk etmez. Buna demokratik seçimle işbaşına gelen liderler de dahildir. Kendilerine karşı çıkanlardan korunmak ve mevkilerini korumak amacıyla siyasi kurumları zayıflatırlar. Türkiye’deki siyasi kurumlara verilen tahribat Erdoğan’ın ayakta kalıp kalmamasından daha önemlidir. Bu da güçlü bir Türkiye’ye bağımlı olan Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarları açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.”
Bloomberg Businessweek’te Carol Matlack imzalı bir yazı, Londra’daki Teneo Intelligence adlı düşünce kuruluşundan uzman Wolfgango Piccoli’nin görüşlerine yer veriyor. “Başbakan Erdoğan Türkiye’nin para birimi ve borsalarının değer kaybettiği ve büyüyen yolsuzluk skandalı karşısında yabancı yatırımcıların çekildiği bir ortamda, erken seçim ilan etmek zorunda kalabilir” deniliyor.
“ERKEN SEÇİM OLSA ERDOĞAN KAZANIR AMA YARIM ZAFER OLUR”
Erken seçim durumunda yine Erdoğan’ın kazanacağı tahminde bulunan Piccoli, bu durumu Türkiye’de muhalefetin “tamamen umutsuz” olmasına bağlıyor. Piccoli, “AKP genel seçimleri kazansa bile, bu yarım zafer sayılır. İnsanlar bunun düşüşün başlangıcı olup olmadığını düşünmeye başlayacak” diyor.
Aynı yazıda görüşleri yansıtılan Standard Bank uzmanı Timothy Ash de, Türkiye’deki skandalın büyümesi durumunda Erdoğan’ın seçimi erkene almaya zorlanacağı düşüncesinde. Türkiye’nin gayrısafi yurtiçi hasılasının üç kat arttığı, hazine bonolarının yüzde 10’a yakın kazanç getirdiği günlerin geride kaldığını belirten Ash, Merkez Bankası’nın çabalarına faiz oranlarının yakın zamandahızla tırmanabileceğini düşünüyor.
“FETHULLAH GÜLEN BATI’YA ERDOĞAN’DAN DAHA YAKIN”
Kanada’da bulunan Küresel Araştırmalar Merkezi’nın Global Resarch adlı sitesinde Türkiye’deki krizi değerlendiren Justus Leicht ve Stefan Steinberg Erdoğan’ın soruşturmadan önce “karanlık dış güçleri,” suçladığını sonra da ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’ye işaret ettiğini belirtiyor. Gülen Hareketi’nin Ergenekon davasında da önemli bir rol oynadığını yazan Leicht ve Steinberg, “hareketin sağcı, aşırı milliyetçi ve anti-komünist olduğunu ve AKP’yi oluşturan kişilerle sınıfsal olarak aynı temeli, yani Anadolu’nun yükselen burjuvazisini temsil ettiğini” öne sürüyor.
Türkiye’nin İran’la yaptığı altın ticaretine de dikkat çeken yazarlara göre “Gülen Hareketi ve AKP’yi ayıran asıl konu Erdoğan’ın Batı ile ilişkilerinin gerildiği bir dönemde Fethullah Gülen’in Batı politikalarına bağlılığını ortaya koyması“ oldu.
http://www.odatv.com/n.php?n=gulen-bize-daha-yakin-2912131200
AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Karabük'te Vali Nafiz Kayalı Gençlik Merkezi'nde düzenlenen partisinin il danışma meclisi toplantısına katıldı. Partililere hitaben konuşan Şahin, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın 'Seçim stratejisi belli olmuştur, gelin deşifre edelim' başlıklı yazısını okuyarak, şöyle konuştu:

"Bu yazıyı bundan 5 yıl önce bugün yazdı. Çok da doğru tespitler yaptı. Çünkü o zaman da 2009 yerel seçimlerine gidiyorduk ve tam 3 ay vardı seçimlere. Seçimlerden önce yolsuzluk haberleri çıkarılır, bunların inandırıcılığı yoktur. Bunlar seçim sonuçlarını etkilemek içindir. Bunlara inanmayın demek istiyor. Şimdi soruyorum; Ekrem bey şimdi de yeni bir seçime giriyoruz. Neden sizin gazeteniz, televizyonlarınız tam bunun aksi yayınlar yapıyor. Yoksa siz de mi siyasal mühendislik projeler içerİsinde yer aldınız? Bunu söylediğim için üzgünüm. Aynı istikamete bakan, aynı sevdaya yangın olmuş olan insanların birbirlerinin önünü kesmek gibi bir gayret içerisinde olmamaları gerekir diye düşünüyorum."
FETHULLAH GÜLEN'E ÖVGÜ
Şahin, konuşmasında cemaatle ilgili olarak şu ifadeleri kullandı:
"Cemaat; Fethullah Hoca cemaati dediğimiz bizlerin kardeşleri. Ancak acaba yargı içinde bu cemaate sempati duyanlar, bir takım yargıçlar bu projede görev üstlenmiş olabilirler mi? Buna ihtimal verebilir misiniz? Burada ilk defa açıklıyorum. Bu haberi aldığımda uzun süre düşündüm, inanmak istemedim, araştırdım, soruşturdum ve doğru olabileceği kanaatine vardım. Önemli bir holdingin başında bulunan bir kişi hakkında bir ceza davası var ve mahkum olmuş. Dosya Yargıtay'a gelmiş. Yargıtay'da 'Cemaatin imamı' diye nitelendirilen kişi, ismi bende saklı kendisini tanıyorum. Bu önemli kişinin dosyası ile ilgili ne karar verilmesi gerektiği hususunu dosyanın kısa bir özeti ile birlikte Pensilvanya'ya göndermiştir. Bir savcı, bir hakim böyle bir şey yapabilir mi? diye sordum kendime kafam hafızam kabul etmedi. Ama araştırdığımda maalesef bunun doğru olduğu kanaatine vardım. Kamuda görevli bir takım işgüzarlar var. Hoca efendi, 'Adalet neyi gerektiriyorsa ona göre karar verin' demiş. Allah razı olsun. Ama oraya sempati duyan bir takım kamu görevlileri maalesef belki yaranmak, belki başka nedenlerle bu tür yanlışlıklar yapabiliyor. Bu işin de öyle bir iş olduğunu düşünüyorum."
Şahin, cemaate bağlı olanları ise şöyle eleştirdi:
"Bir tarikat, mezhep, manevi liderle gönül bağınız olabilir, ondan dersler alabilirsiniz. Bu normaldir. Ama komutanınız 'Falan yere gideceksiniz bayrağı falan yere dikeceksiniz' dediğinde, siz, 'Ben bağlı olduğum tarikat liderine bir sorayım' diye düşünürseniz orada disiplin olmaz. Yargı da böyle bir düşünceyle hareket edilirse o yargıda adalet tecelli eder mi? Emniyet'te eder mi? Ama maalesef bizim yargımızda da emniyetimizde de böyle bir yapı oluştu"
"SİZİ SEVİYORUZ"
Şahin son olarak 1- 1.5 ay önce Fethullah Gülen ile telefonla görüştüğünü açıkladı. Şahin, şunları anlattı:
"Rahatsızdı, 'Geçmiş olsun' dileklerimi ilettim. Kendisini severim. Beddua olayından dolayı ciddi eleştiri aldı. İnsan hata yapabilir, keşke söylemeseydi o bedduayı. Çünkü daha önceki vaazlarını ben biliyorum. Beddua etmeyi hep yasaklamıştır. Hata yapmayan, günah işlemeyen sadece peygamberlerdir. İnanıyorum ki o da üzüntü duymuştur. Ancak, ben Karabük'ten muhterem hoca efendiye bir çağrıda bulunmak istiyorum. Hocam artık Türkiye'ye dönün lütfen. Dönün artık Türkiye'ye. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy da 11 yıl Mısır'da kaldı. Sonra 1936 yılının haziran ayında döndü. Bir röportajı var elimizde döndükten sonra. Ersoy, 'Vatanıma döndüğüm için çok mutluyum. İyi ki gelmişim. Şu vatanımın havası ciğerlerimdeki mikropları öldürüyor. Vatanımı çok özlemişim' demişti. Sevgili hocam, siz de dönün lütfen. Vatanın havasını teneffüs edin, ciğerlerinizdeki mikropları öldürsün bu temiz hava. Türkiye'de sizin isminizi kullanılarak fitne yayılıyor. Gelin buna vaziyet edin, sizi seviyoruz. Bizim hakkımızda ne söylerseniz söyleyin sizi seviyoruz."
HOCA EFENDİ'YE GÖREVLER DÜŞÜYOR
Mehmet Ali Şahin, fitneyi önlemede Fethullah Gülen'e görevler düştüğünü anlatırken, vesayetçinin üniformalı ile cüppeli olanı arasında bir fark olmadığını söyledi. Şahin, şöyle konuştu:
"Vesayetçinin nutuk okuyanı ile hoca efendinin Kırık Testi kitabını okuyanın arasında da bir fark yoktur. O Kırık Testi'yi ben de okuyorum. Hoca efendinin bana hediye ettiği kitap hala masamın üzerindedir. Bu kitabı ben de okuyorum ama herhalde bazıları tersinden okuyor. Türkiye'de başlamış olan bu fitneyi önleme konusunda hepimize ve hoca efendiye görevler düşüyor. Bunu düşünerek değil, içimden geldiği gibi söylüyorum. Hocam siz Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ekolünü devam ettirmeye, o öğretiyi insanlara anlatmaya çalışıyorsunuz. Bediüzzaman Said Nursi de yurt dışına gidebilirdi, gitmedi. Bu ülkede eziyetler çekti, hapislerde kaldı. Isparta'da Barla Köyü'nde o izbe evde o nüshaları yazdı, gitmedi. Sevgili hocam siz de dönün. Siz orada kalmaya devam ettiğiniz sürece o kadar çok fitne ortaya çıkaracaklar ki, acaba orada kendisini bırakmıyorlar mı? Türkiye ile ilgili bir takım amaçları olanlar onu ve cemaati kullanarak Türkiye'ye zarar mı vermek istiyorlar? diye düşüneceklerdir. Bunun önünü kesin sevgili hocam. Lütfen dönün Türkiye'ye."
http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-yargi-imami-kim-biliyoruz-2912131200
Cuma namazında operasyonu böyle anlattılar

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk soruşturmasının, Ankara’nın Suriye politikasının tepki yaratttığı İran’da Cuma namazı hutbeleri sırasında da dile getirildiği bildiriliyor.
İranlı Fars Haber Ajansına göre, İran'ın Batı Azerbaycan bölgesindeki Hoy kentinin Cuma namazında Türkiye’nin son zamanlarda “bölge krizlerine yersiz müdahalelerinin bedelini ödemeye başladığı” öne sürüldü.
Haberde Cuma namazı hutbelerinde Türkiye'de yaşanan son iç krizlere değinilirken “Türkiye'de bazı bakanların ve akrabalarının mali fesatla suçlanmasının Başbakan Erdoğan'ı seçimlerin arefesinde ciddi buhranla karşı karşıya bıraktığı” savunuldu.
Hutbelerde ayrıca “Türkiye yönetimi ve Başbakanı Erdoğan bölgede başta Suriye krizi olmak üzere, yaşanan krizlere yersiz müdahaleleri ve mantıksız tutumunun bedelini ödediğinin anlaşıldığı” iddiası da dile getirildi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/23705/Cuma_Namazi_nda_Erdogan_hutbesi__Bedelini_oduyor.html
Tayyip Erdoğan HSYK üyelerinin yayınladıkları bildiri ile Danıştay'ı
etkilediğini iddia etti. Erdoğan, Cemaat'i kastederek 'Bunlar tam bir
terör çetesi', dosyadan el çektirilen Savcı Muammer Akkaş'a da 'Kime
hizmet ediyorsun' dedi
İktidar ile Yargı arasındaki gerginlik devam ediyor. Tayyip Erdoğan dün Manisa'da toplu açılış töreninde yaptığı konuşmasında yine yargıya yüklendi. Erdoğan dosyadan el çektirilen Savcı Muammer Akkaş'a "Sen kime hizmet ediyorsun seni tanıyalım. O savcı kime hizmet ediyor. Gün ola harman ola. Suç duyurusu yapıyorum. HSYK'ya suç duyurusunda bulunuyorum bakalım ne yapacak" dedi. Erdoğan, HSYK'nın dürüst davranmadığını, Anayasayı çiğnediğini söyledi. Bakan çoçuklarının tutuklanmasıyla sonuçlanan yolsuzluk operasyonun ardından AKP'nin değiştirdiği Adli Kolluk Yönetmeliği'ni Danıştay'ın iptal etmesine de değinen Erdoğan, önceki gün 13 HSYK üyesinin yayınladıkları bildiriyi hatırlatarak Danıştay'ı etkilediklerini söyledi. Erdoğan "Sizlerde adli kollukla ilgili olarak Danıştay'daki süreci etkileme yetkisine sahip değildiniz.
'HSYK, Danıştay'ı etkiledi'
HSYK'ya Danıştay'daki süreci etkileme hakkına sahip değilsiniz diyorum. Dürüst hareket etmediniz, Anayasa'yı çiğnediniz. Hak er veya geç yerini bulacaktır. Biz bu makamlarda faniyiz. İnsan ölür kalır eseri" ifadelerini kullandı.
'Devletin içinde çete var'
Manisa'daki konuşmasında devlet içindeki Cemaat yapılanmasına dikkat çekerek , bunların insanları izlemek ve dinlemek gibi faaliyetleri olduğunu söyleyen Erdoğan "Devletin içinde yapılanmaya giden bir örgüt bir çete de var. Bunlar mahramiyet diye bir şey tanımıyor.
Bunlar tam terör çetesi, bunlar korsan, korsan. Devletin içindeki o paralel yapılanmadan istifade etmek suretiyle maalesef ülkemize adeta bir karabasan gibi çöktüler.
İzlemekse izlemek, dinlemekse dinlemek. Yargıda dürüst adım atan bütün yargı mensuplarını tenzi ediyorum.Ama maalesef belli bir örgüt anlayışı içerisinde görev alanının dışına çıkarak bazı medya gruplarına da içine alarak masum insanları karalamak isteyen yargı mensupları var. Ordan da bu tür servisler yapılıyor. Hiçbir savcı medyayla işbirliği yapamaz" diye konuştu.
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/30895-cemaate-oyle-bir-sey-dedi-ki-bunlar-tam-.html
İktidar ile Yargı arasındaki gerginlik devam ediyor. Tayyip Erdoğan dün Manisa'da toplu açılış töreninde yaptığı konuşmasında yine yargıya yüklendi. Erdoğan dosyadan el çektirilen Savcı Muammer Akkaş'a "Sen kime hizmet ediyorsun seni tanıyalım. O savcı kime hizmet ediyor. Gün ola harman ola. Suç duyurusu yapıyorum. HSYK'ya suç duyurusunda bulunuyorum bakalım ne yapacak" dedi. Erdoğan, HSYK'nın dürüst davranmadığını, Anayasayı çiğnediğini söyledi. Bakan çoçuklarının tutuklanmasıyla sonuçlanan yolsuzluk operasyonun ardından AKP'nin değiştirdiği Adli Kolluk Yönetmeliği'ni Danıştay'ın iptal etmesine de değinen Erdoğan, önceki gün 13 HSYK üyesinin yayınladıkları bildiriyi hatırlatarak Danıştay'ı etkilediklerini söyledi. Erdoğan "Sizlerde adli kollukla ilgili olarak Danıştay'daki süreci etkileme yetkisine sahip değildiniz.
'HSYK, Danıştay'ı etkiledi'
HSYK'ya Danıştay'daki süreci etkileme hakkına sahip değilsiniz diyorum. Dürüst hareket etmediniz, Anayasa'yı çiğnediniz. Hak er veya geç yerini bulacaktır. Biz bu makamlarda faniyiz. İnsan ölür kalır eseri" ifadelerini kullandı.
'Devletin içinde çete var'
Manisa'daki konuşmasında devlet içindeki Cemaat yapılanmasına dikkat çekerek , bunların insanları izlemek ve dinlemek gibi faaliyetleri olduğunu söyleyen Erdoğan "Devletin içinde yapılanmaya giden bir örgüt bir çete de var. Bunlar mahramiyet diye bir şey tanımıyor.
Bunlar tam terör çetesi, bunlar korsan, korsan. Devletin içindeki o paralel yapılanmadan istifade etmek suretiyle maalesef ülkemize adeta bir karabasan gibi çöktüler.
İzlemekse izlemek, dinlemekse dinlemek. Yargıda dürüst adım atan bütün yargı mensuplarını tenzi ediyorum.Ama maalesef belli bir örgüt anlayışı içerisinde görev alanının dışına çıkarak bazı medya gruplarına da içine alarak masum insanları karalamak isteyen yargı mensupları var. Ordan da bu tür servisler yapılıyor. Hiçbir savcı medyayla işbirliği yapamaz" diye konuştu.
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/30895-cemaate-oyle-bir-sey-dedi-ki-bunlar-tam-.html
Erdoğan için 2013 yılı ‘dış komplo’ yılı oldu.
Erdoğan bunu ilk olarak, sokak gösterilerinin yaşandığı Mayıs ve Haziran ayında gördü, daha sonra da yıl sonunda savcıların yolsuzluk şüphesiyle bazı müttefiklerini gözaltına almasıyla bir daha görmüş oldu.
Fakat Başbakan bazı vatandaşların, hükümetin idare edilme yoluyla ilgili sıkıntıları olabileceği ihtimalini değerlendirme konusundaysa isteksizdi.
Erdoğan’a muhalif olanlar, Başbakan’ı sıradan vatandaşlarla iletişimini kaybetmekle suçluyor ve hatta on yıldan uzun bir süre iktidarda kalan liderlerde görülen ‘hubris sendromu’na yakalandığını söylüyor.
İlk muhalif dalga, Mayıs ayında hükümetin İstanbul’daki Gezi Parkı’nı askeri kışla benzeri bir yapıya dönüştürme planlarıyla yükseldi.
Çevreci gösteriler kısa bir süre sonra başbakanın ‘otoriter’ görülen tutumuna ve hükümetin uygun istişarelerde bulunmadan İstanbul’u dönüştürme planlarına karşı kitlesel protestolara dönüştü.
Başbakan aldırmadı ve göstericileri “çapulcu” olarak tanımlayıp polise parkı geri almaları talimatını verdi.
Gezi Park yine açıldı ama akıbeti belirsiz. İstanbul mahkemelerinin, hükümetin yeniden yapılanma planları hakkındaki incelemeleri sürüyor.
Yaz boyunca Erdoğan’a karşı olan mahallelerde yaşayanlar tepkilerini her gece saat 9’da tencere, tava çalarak gösteriyordu.
ŞAFAK BASKINLARI
Mahalle sakinleri Başbakan’ın görevi bırakmasını istiyordu ama Erdoğan bunun için bir sebep göremiyordu.
Geceler şimdi sessiz.
Protestocular öfkelerini kalıcı hükümete sandıkta meydan okuyabilecek, kalıcı organize bir siyasi harekete dönüştürmekte başarısız oldu.
Fakat aylar sonra, protestocuları harekete geçiren sıkıntılardan bazıları yeniden ortaya çıktı.
Bu defa, hükümetin karşı karşıya olduğu zorluklar daha ciddiydi.
Savcılar ve polis 17 Aralık’ta aralarında üç bakanın oğlunun da bulunduğu ve başbakanın müttefikleri olan 50’den fazla işadamına şafak baskınları düzenledi. Savcılar işadamlarını yolsuzlukla suçladı.
Savcılar, gözaltındakilerin İstanbul’da bazı tartışmalı inşaat projelerinin uygulanabilmesi için rüşvet alıp verdiklerinden şüpheleniyor.
Türkiye’nin en büyük kentinin fiziksel olarak dönüşüme uğramasından duyulan memnuniyetsizlik, Mayıs’taki Gezi Parkı işgalini Aralık ayındaki şafak baskınlarına bağlayan meseleydi.
Erdoğan, Gezi Parkı işgali ve baskınların dışarıdan organize edildiğine inandığını söyledi.
Mayıs ve Haziran aylarında Erdoğan veya danışmanları Gezi Parkı’nın işgalinden çeşitli güçleri suçladı: uluslararası faiz lobisi, dış medya, hatta bir danışmanı Lufthansa hava yolu şirketinin protestoları desteklediğini söyledi.
Erdoğan, Aralık ayındaki baskınlara tepki gösterip “Türkiye’de uzantıları olan bir hareketi” suçladı ve “Kimliklerini tartışmayacağım. Hepiniz kim olduğunu biliyorsunuz” dedi.
İsim vermesine gerek yoktu. Herkes kimden bahsettiğini biliyordu: adını 72 yaşındaki İslamcı âlim Fethullah Gülen’den alan, Gülen Hareketi.
Gülen, ABD’nin Pennsylvania eyaletinden, İslam dünyasında birçokları Türkiye’de olan binden fazla okulun dâhil olduğu İslamcı toplumsal ve kültürel bir kuruluşu idare ediyor.
Takipçileri, ılımlı İslam vaazları veren Gülen’e övgüler düzüyor ve Nobel Barış Ödülü’nü kazanması gerektiğini söylüyor.
Gulen’in destekçileri yıllarca genel olarak Erdoğan’la aynı çizgide yer alıyordu ve Başbakan’ın 'İslam’ın laik Türkiye devletinde daha büyük bir rol oynaması gerektiği' yönündeki inancını paylaşıyorlardı.
Hareket, Erdoğan’ın üç yıl üst üste genel seçimleri kazanmasına yardım etti.
GÜLEN'E DESTEĞİ ÖLÇMEK
Gülen’in yargı ve polis içinde açığa vurulmamış ağı, ordunun siyasetten uzaklaştırmasında hükümete yardımcı oldu.
Gülen hareketine yakın Today’s Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş, “Gülen’in fikirlerine duyulan sempatinin veya verilen desteğin ölçülebilmesini sağlayan bir cihaz yok” diyor.
“Türkiye’de herkes Gülen’in fikirlerine sempati duyanların her yerde olduğunu biliyor, medyada, iş dünyasında, emniyette, hükümette, mecliste, orduda, yargıda.”
Bu yaz, Gülen destekçileri ve başbakan arasında uzun süredir var olan farklılıklar yeniden ortaya çıktı.
Gülen Hareketi, Erdoğan’ın Gezi Parkı protestocularına verdiği karşılıktan rahatsız oldu.
Hükümetin Kasım ayında, aralarında Gülen Hareketi tarafından idare edilen, dershanelerin bulunduğu özel okulları kapatma yönünde tavsiyede bulunması Gülen Hareketi’ni öfkelendirdi.
Burada, daha önce orduyu kovalayan Gülen ağının, şimdi başbakanın müttefiklerini kovaladığına inanılıyor, Gülen Hareketi ise bunu reddediyor.
Beşiktaş’taki yolsuzluk karşıtı gösterilere katılan genç bir kadın “Bu egoların çarpışmasıdır” diyor.
“Gülen perde arkasında. Erdoğan önünde. Bu iki gücün, iki egonun gerçek bir mücadelesi.”
ORGANİZE MUHALEFET
Başbakan, müttefiklerinin gözaltına alınmasına üst düzey emniyet yeklilerinin görevden uzaklaştırılmalarıyla cevap verdi. Erdoğan ve Gülenci muhalifleri arasındaki iktidar mücadelesi ülkeyi sarstı.
Gülen Hareketi’nin yargıdaki gücüyle ilgili kitap yazdığı için hapis yatan Ahmet Şık, “Sonunda hiçbiri kazanamayacak” diyor.
“Bu daha başlangıç. Her iki taraf da inanılırlıklarını kaybedecekler. Zayıflayacaklar.”
Her iki taraf da 2014’te değerlendirmeden geçecek.
Mart’ta yerel seçimler yapılacak. Ardından yazın, ülke yeni cumhurbaşkanı için oylamaya gidecek.
Geçtiğimiz yıl Erdoğan kendini, başbakanlıktaki yürütme yetkilerinin çoğunu da beraberinde taşımayı umduğu cumhurbaşkanlığına aday olarak konumlandırdı.
Ama şimdi, on yıldır üzerinde hâkimiyet kurduğu bir sistemin içindeki organize bir muhalefetle karşı karşıya.
Dış komplo veya değil… Erdoğan’ın siyasi yetenekleri sınanacak. (BBC, İstanbul/ James Reynolds)
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/erdoganin-turkiyesi-ve-dis-komplo-yili-h46633.html
Suriye ordusunun gerçekleştirdiği operasyonlar kapsamında başkent Şam yakınlarında onlarca El-Nusra militanı öldürüldü.
ŞAM- Muhaliflere ve Suriye devlet medyasına göre ordunun operasyonu Cuma sabahı Malula’nın kuzeyinde gerçekleşti.


Suriye Ordusu, öldürülen savaşçıların El-Kaide ile bağlantılı El-Nusra örgütü militanları olduğunu belirtti.
Ülkenin kuzeyinde bulunan ve Şam’a giden yolda kilit bir konumdaki Malula’da çatışmalar bir süredir devam ediyordu.
Devlet Haber Ajansı Sana’nın belirttiğine göre, ordunun gerçekleştirdiği baskında “onlarca terörist öldürüldü ve silahlarına el konuldu.”
Devlet medyası öldürülün silahlı muhaliflerin fotoğraflarını yayınladı.
Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adlı muhalif kuruluş, Cuma günkü saldırıda 20’ye yakın silahlı muhalifin yaralandığını söyledi.
Gözlemevine göre de öldürülen muhalifler El-Nusra’ya bağlı.
Şam’ın yaklaşık 55 kilometre kuzeyindeki Hristiyan kasabasındaki çatışmalar, muhaliflerin Eylül ayında bir kontrol noktasına saldırmasıyla başladı.
Saldırıların ardından kasabayı terk eden yaklaşık 3 bin 300 kişi Şam dâhil ülke çapında farklı güvenli bölgelere dağıldı.
Malula, aralarında Müslüman ve Hristiyan hacıların sıkça ziyaret ettiği Deyr Mar Takla’nın da bulunduğu çok sayıda önemli manastır ve kiliseye ev sahipliği yapıyor.
Kasabanın dağlık bölgelerindeki bazı mağaralarda bulunan yazıtlar, bölgenin dünya çapında Hristiyanlığın doğduğu ve ilk yerleşimlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.
Ülkenin kuzeyinde bulunan ve Şam’a giden yolda kilit bir konumdaki Malula’da çatışmalar bir süredir devam ediyordu.
Devlet Haber Ajansı Sana’nın belirttiğine göre, ordunun gerçekleştirdiği baskında “onlarca terörist öldürüldü ve silahlarına el konuldu.”
Devlet medyası öldürülün silahlı muhaliflerin fotoğraflarını yayınladı.
Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adlı muhalif kuruluş, Cuma günkü saldırıda 20’ye yakın silahlı muhalifin yaralandığını söyledi.
Gözlemevine göre de öldürülen muhalifler El-Nusra’ya bağlı.
Şam’ın yaklaşık 55 kilometre kuzeyindeki Hristiyan kasabasındaki çatışmalar, muhaliflerin Eylül ayında bir kontrol noktasına saldırmasıyla başladı.
Saldırıların ardından kasabayı terk eden yaklaşık 3 bin 300 kişi Şam dâhil ülke çapında farklı güvenli bölgelere dağıldı.
Malula, aralarında Müslüman ve Hristiyan hacıların sıkça ziyaret ettiği Deyr Mar Takla’nın da bulunduğu çok sayıda önemli manastır ve kiliseye ev sahipliği yapıyor.
Kasabanın dağlık bölgelerindeki bazı mağaralarda bulunan yazıtlar, bölgenin dünya çapında Hristiyanlığın doğduğu ve ilk yerleşimlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

