Soma’daki katliamın ardındakileri korumak
isteyen AKP’de, büyüyen tepkinin etkisiyle önce maden şirketi, ardından
da bakanlıklar birbirlerini suçlamaya başladı. Oysa deliller tüm hükümet
yetkililerinin sorumluluğuna işaret ediyor
İşçi katliamı ile ilgili olarak ilk gün yaşananın “kader” olduğu vurgusunu yapan başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları ve yandaş basın, artan tepkiler üzerine yaşanan katliamdan sadece şirketin sorumlu olduğunu işlemeye başlamış ancak giderek yükselen halk tepkisinin baskısı ile ilk kez dün bakanlıklar düzeyinde bir gerilim ortaya çıktı.
BAKANLAR BİRBİRLERİNİ SUÇLADI
Dün Cumhuriyet'e konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Soma’da 301 işçinin öldüğü facia hakkında, “Kimin ne kadar sorumlu olduğu konuşulabilir. Maden ocakları benimle ilgili değil. Madenler konusunda bizim bakanlığımızın görevi teftiş ile sınırlı. Ocaklar, ruhsatlar ve işleyiş ise tamamen Enerji Bakanlığı’na bağlı” diyerek topu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a attı.
Çelik'in topu attığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, dün Meclis’te söz alarak Soma'da yaşanan katliam ile ilgili konuştu. Yıldız denetimden sorumlu olan Çalışma Bakanlığı'nı işaret ederek, “Eğer bir afet doğal afet değilse orada bir kusur vardır. Eğer oradaki afet bir doğal afetse oradaki kusur tartışılır. Ama buradaki kusur kesinlikle tartışılmaz. Burada insani, siyasi, idari, adli, hukuki teknik denetimler açısından bu konunun irdelenmesi lazım” dedi.
Başbakan Erdoğan da dün AKP Grubu'nda yaptığı konuşmada Enerji Bakanı Taner Yıldız'a teşekkür ederken, Çalışma Bakanı Faruk Çelik'e teşekkür etmeyerek kimin yanında olduğuna dair açık bir işaret verdi.
SORUMLULUK TÜM HÜKÜMETİN
Oysa kazada başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in doğrudan sorumlulukları var.
Başbakan Erdoğan 2012'de maden ruhsatı verme işini yasalara aykırı olarak, tamamen kendi üzerine alarak, madencilikte bir tür 'dikta' kurdu. Bu nedenle son kaza dahil, madencilikle ilgili tüm konularda başbakan kendisini doğrudan sorumlu bir konuma getirdi.
Ayrıca Başbakan daha kazadan 15 gün önce Meclis'te CHP'li Özgür Özel'in Soma için verdiği soruşturma önergesini, AKP Grubu'na verdiği talimatla engelledi.
Başbakan'ın kazadan hemen sonra yaptığı açıklamada 19. Yüzyıl'daki maden kazalarından örnekler vermesi ise dünya çapında bir 'skandal' yarattı ve ağır ihmalden kaynaklanan bu kazayı 'normal ve doğal' görme çabasını gözler önüne serdi.
Başbakan'ın halka bedava kömür dağıtımında Soma Holding'i 'stratejik ortak' olarak gördüğü ve kullandığı da ortaya çıktı. AKP'nin şirketle bağlantısı, partiye girmeyeni şirketin işe almamasına ve mitinglere aktif katılımı şirketin sağlamasına kadar uzanıyordu.
Erdoğan ayrıca Soma'da kendisini yuhalayanları tehdit ederek ve tokatlayarak, tek başına istifa gerekçeis olması gereken dünya çapında başka bir skandala daha imza attı.
YILDIZ DOĞRUDAN SORUMLU
Enerji Bakanı Taner Yıldız ise bu kaza nedeniyle hemen istifa etmesi gereken baş sorumlu durumunda. Nedenleri şöyle sıralanabilir:
Bakanlığı Soma'dan sınırsız kömür alımını garanti etti.
TKİ'nin bu garantisi sonucunda şirket işçileri 'üretim zorlaması' sürükledi. Şirket 2015'te terketmesi gereken madende tüm kömürü söküp almak için işçileri, dişiyle tırnağıyla, ölümüne kömür çıkarmaya zorladı. Hiçbir güvenlik kuralı dikkate alınmadı. Yanan madende bile üretim yapıldı.
Bakan Yıldız Soma'yı 'örnek maden' ilan ederek halkı kandırdı. Bir yıl önce madeni öve öve bitiremeyen Taner yıldız, patron ve oğlu ile yakın ilişkiler içindeydi.
Bakanlık denetçileri sahte raporlarla riskleri gizlediler. Bakanlığın madeni düzenli denetlemesi gereken bürokratları, şirket tarafından yedirilip içirilip raporlar yazdılar. İşçiler çoğunun madene bile inmeden yazıldığını anlattılar. Bakan bu tablonun baş sorumlusu.
Enerji Bakanı'nın AKP'nin dağıttığı 'bedava kömür' için firmanın eksiklerine göz yumduğu iddiası ciddi olarak gündemde. Ayrıca bu kömürler için şirkete 1 milyar TL fazla ödeme yapıldığı da son olarak ortaya atılan iddialar arasında. Bu maddelerin birisi bile bakanın istifasını gerektiriyor.
DENETİMSİZLİKTEN ÇELİK SORUMLU
İstifa etmesi gereken ikinci bakan ise Çalışma Bakanı Faruk Çelik. Çelik'in istifa nedenleri de şöyle sıralanıyor:
Soma Madeni şimdiye dek çalışma şartları açasından doğru dürüst denetlenmedi.
Soma madeninde sürüp giden Ortaçağ'dan kalma kademeli 'Dayıbaşı' sistemini Çalışma Bakanlığı gizledi. Bu ilkel şartlara göz yumdu.
İş müfettişlerinin ocağa inmeden, işçileri bile dinlemeden yazdığı uydurma raporlarla işleri idare ettiler.Bakan bu ortama seyirci kaldı.
Patronun satın aldığı sendikalarla işçi hakkı yok sayıldı. Çalışma Bakanlığı, sendikalarla ilişkileri düzenlemesi ve denetlemesi gerektiği halde bu görevini yapmadı.
Soma'daki çalışma şartlarından şikayetleri gözardı etti. CHP'nin kazadan 15 gün önce verdiği raporu da ciddiye almadı ve desteklemedi.
CHP'DEN İKİ BAKAN İÇİN GENSORU
CHP, Soma’da yaşanan maden faciasında “kontrol ve denetim görevlerini yerine getirmeyerek maden emekçilerinin ölümlerine yol açtığı” iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında gensoru önergesi verdi.
CHP Grup Başkanvekilleri Akif Hamzaçebi ve Engin Altay imzasıyla TBMM Başkanlığına sunulan gensoru önergesinde, “Uygulamalarıyla en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlal edildiği bir çalışma ortamı oluşmasına zemin hazırlayan, ruhsatı TKİ’ye ait olan ve Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. işletilmekte olan Manisa ili Soma İlçesi Eynez Yeraltı Kömür Ocağında mevzuatla bakanlıklarına verilen kontrol ve denetim görevlerini yerine getirmeyerek maden emekçilerinin ölümlerine yol açan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik haklarında Anayasanın 98 ve 99′uncu, TBMM İçtüzüğünün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz” denildi.
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/somanin-sorumlulari-istifa-edin-h53340.html
Nijerya’nın Jos kentinde meydana gelen iki patlamada en az 118 kişi hayatını kaybetti. Patlamayla ilgili şüpheler İslamcı Boko Haram örgütü üzerinde yoğunlaşıyor
Patlama kentin kalabalık bir alışveriş bölgesinde bulunan bir otobüs terminali ve hastanenin yakınlarında birkaç dakika aralıkla meydana geldi.
Müslüman ve Hristiyanlar arasında ikiye bölünen Jos’ta sık sık iki toplum arasında çatışmalar yaşanıyor. Boko Haram örgütü, son beş yılda onbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırılar gerçekleştirmişti. Örgüt, geçen ay kaçırdığı 276 kız öğrenciyi hala rehin tutuyor.
O örgütle ilgili önemli bir ayrıntı 17Aralık sonrası ortaya çıkan ses kayıtlarıyla ortaya çıkmıştı.
Ortaya çıkan tapelerde Başbakan Başdanışmanı Mustafa Varank ile THY Özel Kalem Müdürü Mehmet Karakaş telefonda konuşuyordu.
THY’den Karakaş Başdanışman Varank’a “Onlarca malzeme taşıyorum, Nijerya’ya gidiyor şu anda. Müslümanları mı öldürecek Hıristiyanları mı öldürecek vebal altındayım” diyordu.
Dünya basınında THY'nin Boko Haram'a silah taşıdığı şeklinde haberlere konu olan konuşma nedeniyle CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti bir THY yetkilisinin kamuoyuna sızdırılan konuşmasında dile getirildiği gibi Boko Haram terör örgütüne ya da Nijerya’daki benzeri silahlı örgütlere yasa dışı yollardan kaçak silah ve mühimmat taşıyan bir devlet mi? Yani Türkiye Cumhuriyeti bugün Nijerya’daki şiddetin neresinde?” diye sormuştu.
http://www.odatv.com/n.php?n=118-kisiyi-olduren-bombalari-turk-hava-yollari-mi-tasidi--2105141200
Hükümetin ‘açılım’
politikası, askerin elini kolunu bağlamış durumda. PKK’nın son
saldırılarına karşılık sadece savunmada kalmak zorunda
Askeri kaynaklar,
PKK’nın son dönemlerde Güneydoğu’da hareketlendiğini, buna rağmen
operasyon yapılmadığı bilgisini paylaştı. Kaynaklar ‘Bir saldırı olursa
kendimizi koruyoruz’ ifadesini kullandı.
Bir yanda da Konferans
Ankara’da Kürt
açılımı zirvesi yapılırken, PKK’nın da bölgede hareketlendiği haberleri
gelmeye başladı. Aydınlık’ın bilgi aldığı askeri kaynaklar, PKK
hareketliliğini doğrularken, güvenlik güçlerinin ise herhangi bir
operasyon yapmadığını belirtti. Geçen hafta 13 Mayıs’ta Hakkari Meskan
Tepe üs bölgesinde konuşlu bulunan 2’nci Dağ ve Komando Tabur
Komutanlığı’na bağlı komando timine yönelik PKK saldırısından sonra
gözlerin çevrildiği bölgede, PKK hareketliliği olduğu ortaya çıktı.
Askeri kaynaklar, bu hareketliliği doğrularken, askerin ise savunmada
olduğu bilgisi aktarıldı.
Askeri kaynakların
verdiği bilgiye göre, asker sadece kendisini yönelik bir saldırı olursa
karşılık veriyor. Ancak sıcak takip, operasyon gibi konularda askerin
elleri kolları bağlı.
Uzman Çavuş’un durumu iyi
Meskan Tepe’deki PKK
ateşinde yaralanan Uzman Çavuş Vedat Tuğ’un sağlık durumunun iyi olduğu
da öğrenilirken, askeri kaynaklar askerin açtığı karşı ateş sonucunda 2
PKK’lının öldürüldüğü, 3 PKK’lının ise yaralandığını söyledi. Kaynaklar
“PKK 1 kaybımız var diyor ama telsiz konuşmalarından 2 kayıpları
olduğunu öğrendik” dedi.
Ceyhun Bozkurt
Soma Holding'in faciada kusurumuz yok, her şey bir anda oldu yalanı bu
belgeyle ortaya çıktı. Facianın yaşandığı 15.10’dan 6 dakika önce
madendeki karbonmonoksit seviyesinin ani biçimde yükselmiş.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 13 Mayıs’ta yaşanan facianın
ardından ulaştığı belge, kazanın yaşandığı gün 14.00’ten itibaren
madendeki karbonmonoksit salımını gösteriyor. Savcının elinde olan
belgelere göre kazadan 1 saat önce madendeki karbonmonoksit salımı bir
miktar yükseliyor ve riskli kabul edilen 50 ppm oranının üstüne çıkıyor,
ancak birkaç dakika sonra yeniden bu oranın altına iniyor. 15.10’da
yaşandığı belirtilen kazadan 6 dakika önce 15.04’te karbonmonoksit
miktarı hızla yükseliyor. 15.04’te 100 ppm’in üzerine çıkan
karbonmonoksit miktarı kazanın yaşandığı dakikada 500 ppm’i buluyor.
Milliyet'te yer alan habere göre; bu belgeyle birlikte, karbonmonoksit
miktarının yükselmeye başlamasından sonra yapılabilecek bir uyarı ve
hızlı tahliye ile işçilerin kurtarılıp kurtarılamayacağı akıllarda soru
işareti olarak kaldı.
300’ün üstü ölüm noktası
Özel, şunları kaydetti: “Tahliye imkanı olabilir gibi gözüküyor.
Karbonmonoksit salımı bu. Önceki günlerde de defalarca 50’nin 100’ün
üzerine çıktığına ilişkin veriler var savcının önünde. 50’nin üstünün
kaydedilmesi ve tedbir alınması gerekiyor. 50’den sonra insan sağlığı ve
maden güvenliği açısından tehdit başlıyor. 50 ile 100 arasında belli
uyarılarla çalışılıyor ama 100’den sonra kesin tahliye etmek gerekiyor.
300’den sonra ilk solumada ölüm noktası olduğu bize belirtildi. Bu
sensörün neredeki sensör olduğunu bilmiyoruz. En son iki gün önce olmak
üzere belli bir süredir karbonmonoksidin sürekli yükseldiği görülüyor.
Savcı da neden teknik nezaretçi defterinin doldurulmadığını, önlem
alınmadığını Akın Çelik ve diğer gözaltındakilere defalarca sordu.
İşçiler, bana, ‘çizmeler son 15 günde yarıya kadar ter doluyordu. 2
saatte bir çizmeyi boşaltıyorduk terden. Çok sıcak diye hep söyledik’
diyor. Maden yetkilileri ise ‘bir şey yok’ demişler. Bu madenin kapanan
başka bir yerinde sızdırmazlığın sağlanamadığı içten içe bir yanmanın
gitgide ilerleyerek madeni ısıttığı belirtiliyor. Patlama günündeki
uyarılar daha önce de verilmiş gözüküyor.”
‘Madene 1 saat sonra ittim’
Özel, savcıların İşletme Müdürü Akın Çelik’e bu konuyu ısrarla
sorduğunu anlattı. Çelik’in sorguda şu ifadeleri kullandığı öğrenildi:
“Olay günü 15.00 sıralarında madendeki arkadaşlardan biri telefonla
aradı. U3 bölgesi olarak tanımlanan yerden Duman çıktığını söyledi.
Çocuğumun rahatsızlığı nedeniyle madene 1 saat sonra gittim. Kömür
kızışması doğal bir olaydır, kendiliğinden gerçekleşir. Olayın sebebini
bilmiyorum. Bilirkişi raporlarıyla gerçek ortaya çıkacaktır. Çalıştığım
süre boyunca söz konusu maden ocağında herhangi bir anormallik görmedim.
Görevim gereği teknik nezaretçi defterine teknik nezaretçinin yazmış
olduğu aksaklıklara ilişkin tutanakta belirtilen varsa aksaklıkları
düzeltmek ile görevliyim. Maden içindeki gaz değişimine ilişkin
ölçümleri yapan sensörler ve bu sensörlerin ölçümlerini takip eden
görevliler bulunmaktadır. Herhangi bir gaz değişimi olduğunda bu hususta
görevli personele bilgi verilmektedir. Bu durum görevli personelce
değerlendirilir ve yapılması gereken işlem yapılır.
Kaza sırasında madene girerek işçilerin kurtarılması çalışmasına
bizzat katıldım. Bu nedenle ölüm tehlikesi geçirdim. Ayrıca müdürü
olduğum işletme sürekli olarak hem özel hem de kamu denetçileri
tarafından denetlenmektedir. İş sağlığı güvenliği sistemi işletmemizde
mevcuttur. Herhangi bir eksiklik bulunmamıştır. Olayın neden
kaynaklandığını biz de tespit edemedik.”
Megafon ve skor iddiası
Özel, madenle ilgili bir başka eksikliği de şöyle anlattı: “Maden
devralındığında duvarlarda megafon sistemi varmış. Bu sistem, hem tek
düğmeyle kontrol kısmına ulaşmaya hem de her yeri kontrol eden bütün
bilgilerin geldiği kontrol odasının bütün yerlerden anons yapmasını
sağlıyor. İşçiler, bana, ‘Doğu Alman modeli bir cihazdı ve çok iyi
çalışıyordu’ diyor. Sökülme nedeni maç skoru sorulmasıymış. İşçiler,
‘Yukarıda derbi varsa gidiyorduk kaç kaç oldu diye soruyorduk’ diyorlar.
Komple sökülmüş ama yerleri duruyormuş. İşçiler, ‘O cihaz varken zaman
zaman çok sıcak oldu, terliyoruz, nefes alamadık diyorduk.”
‘ILO sözleşmesi imzalanmalıdır’
Özel, bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin olarak, “Yer altında
acilen taşeronu kaldırmak lazım. ILO sözleşmesini hemen imzalamak lazım.
ILO sözleşmesi olsaydı yangın merdiveni gibi ayrı çıkışlar oluyor,
bulunduğun her yerde alternatif çıkış oluyor” diye konuştu.
Soma’ya giden sakallı, sarıklı adamlar herkesin dikkatini çekti.
“Ne işleri vardı orada? Niçin gitmişlerdi?”
Bu soruları soran herkese “Ne o, sakallılardan rahatsız mı oldunuz?” sorusu yöneltildi.
Bu soru aslında bir itham da içeriyor.
Peki sakallı ve sarıklıların Soma’ya gitmesinden gerçekten rahatsız olanlar var mıdır?
Sanırım evet.
Bu tablo 10 yıl önce olsaydı “Bu ülkede hâlâ dinden, dindarlardan, dinî sembollerden rahatsız olanlar var” diyebilirdik.
Bugün için durum farklı.
Zira, AK Parti’nin 2007’ye kadar uyguladığı barışçı politikalar sayesinde durum değişti.
Önyargılar kırıldı. İnsanlar birbirini anlamaya başladı.
Birbirimize artık daha hoşgörülü bakmayı öğrendik.
Bu sayededir ki kamu kurumlarında başörtüsü yasağı bile neredeyse toplumsal bir mutabakatla kalktı.
Peki ne oldu da, İsmail ağa Cemaati’ne mensup sarıklı vatandaşların Soma’ya gitmesi kimilerini rahatsızlık etti?
Dine ve dindarlığa mı, yoksa dinin iktidar çevrelerince kullanılmasına mı yönelik bir tepkiydi?
Doğrusunu söylemek gerekirse, rahatsız olanların içinde ben de varım.
Niye gittiler oraya? Kurtarma ekibi değiller? Kimsenin yarasına merhem olacak bir önerileri de yok.
Peki ne işleri var?
Ne anlatacaklar o acılı insanlara? Babasını, evladını, kardeşini, kocasını kaybetmiş o kimselere ne verecekler?
Kimi neye ikna etmeye çalışıyorlar?
Arkadaşlar, sarıklıların oraya gitmesine olan itirazı, dine yönelik hoşgörüsüzlük olarak göstermeye çalışıyorsunuz.
Halbuki mesele öyle değil.
İktidarın hataları sonucu oluşan her felaketi ‘kader’ diye açıklıyorsunuz.
Bu tür felaketlerin bize “Allah’tan geldiğini” söyleyerek, kendi suçunuzu Yaradan’a atfediyorsunuz.
Kendinizi ilah yerine koyarak, şehitlik dağıtıyorsunuz.
Din sizin için resmen kalkana dönüşmüş.
Size olan itirazı dine, dini değerlere itiraz, kadere isyan, Allah’a karşı gelmek olarak lanse diyorsunuz.
O sarıklılar, sizin bu yanlışlarınızı, hatalarınızı doğru göstermek için gittiler Soma’ya.
Dini bir afyon olarak götürdüler yanlarında.
Yoksulların başına gelen felaketin gerçek sorumlularını görünmez kılacak bir afyon.
Yaralı insanlara, iktidara itiraz etmemeleri için sabır ve metanet tavsiye etmeye gittiler.
Babasını, kardeşini, oğlunu kaybetmiş halkı; felaketin Allah’tan geldiğine, hükümetin hiçbir kusuru olmadığına ikna çabasındalar.
İkna çabası… Bir zamanlar üniversitelerdeki ikna odalarının ayaküstü versiyonu.
Onlar ikna odası kurmuşlardı, siz de ikna fısıltısıyla, ikna çadırıyla kendinizi üstün gördüğünüzü açığa vuruyorsunuz.
Bütün itiraz ve öfke sizin kalkan yaptığınız din anlayışına ve bu anlayışın sembollerinedir.
Sarıklılar iktidarın değil de garibanların yanında olsaydı, böyle mi olurdu?
Somalılara; “Bu sizin kaderiniz değil. Batı’da maden ocaklarında çalışanları koruyan Allah, size niçin felaket göndersin?
Bu iş bütünüyle iktidarın kusurudur. Onlar işlerini düzgün yapmadıkları için tüm bunlar başınıza geliyor.
Lütfen ‘kader’ diyenlere inanmayın. İslam böyle bir din değil. İslam sorgulama, hak arama, helalleşme, hesaplaşma dinidir.
‘Şehit oldular’ diyerek size cenneti rüşvet olarak verip kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Lütfen bunlara itibar etmeyin.
Bunların anlattığı din gerçek Müslümanlık değil.
Hakkınızı arayın. Size yapılan zulümlere boyun eğmeyin…” deselerdi toplumun o sakallı amcalara bakışı aynı mı olurdu?
Mazlumun yanında yer alması gereken muktedirin yanında yer alıyor.
Öfke de, itiraz da, nefret de buna.
Yoksa bu ülkede kimsenin artık kılık kıyafetle alıp veremediği yok.
Sizin beceriksizliklerinize, riyanıza yönelen öfkeyi, dinden çıkmak olarak göstermeyin.
O madende çocuklarının rızkı için çalışanlara “Felaketi Allah gönderdi” diyerek Allah’a iftira atmaktan vazgeçin.
İktidarınızı kurtarmak için dini, dindarlığı, kutsal değerleri harcamayın.
Hadis-i şerifi hatırlayın: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” twitter.com/acikcenk
Levent Gültekin
http://www.gazeteoku.com/frame.php?url=http://www.internethaber.com/somadaki-sariklilar-kimi,-neden-rahatsiz-etti-16058y.htm#.U3yW4yijjIV
AKP TBMM Grup Basın Danışmanı İrem Sarp, kişisel hesabından Canikli’nin hesabının hacklendiğini açıkladı.AKP Grup Basın Müşavirliği’ndan yapılan yazılı açıklamada, “AK Parti Grup Başkanvekilimiz Nurettin Canikli’ye ait ‘nuretincanikli’ Twitter hesabı ile Hotmail hesabı, başka şahıslar tarafından ele geçirilmiştir. Bu hesaplardan gönderilen bilgilerin sayın Grup Başkanvekilimizle hiçbir alakası yoktur. Söz konusu şahıslarla ilgili yasal işlem başlatılacaktır.” denildi.
İşte Canikli’nin Twitter hesabından yapılan o paylaşımlar:








