Gezide kapsamlı rapor: Türkiye işkenceyi sokağa taşıdı + VİDEO
Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı "Gezi Parkı
Eylemleri/ Türkiye'de toplanma özgürlüğü hakkı şiddet kullanılarak
engelleniyor" başlıklı raporda Gezi eylemleri boyunca yaşanan polis
saldırıları ve hak ihlallerine ilişkin detaylı bilgilere yer verildi. Raporda
NHKM'de bulunan revire yapılan baskın da yer aldı.
Biber gazı
Hazırlanan rapordan bazı çarpıcı bölümler şöyle:
Biber gazı
Tazyikli su gibi, göz yaşartıcı gaz da Gezi Parkı
eylemlerinin başladığı ilk günlerden itibaren barışçıl göstericilere yönelik
defalarca ve gereksiz bir şekilde kullanıldı. Hükümet eylemlerin ilk 20 günü
boyunca bir yıllık stok olan 130,000 gaz kapsülünün kullanıldığını ve stokların
yenilenmesi için sipariş verileceğini söyledi. 13 Ağustos günü 400,000 gaz
kapsülü siparişi verildiği haberleri yayımlandı. Daha önceki yıllık tedarik
oranı ise 150,000 kapsül ile sınırlıydı.
Polisin göz yaşartıcı gaz kapsüllerini defalarca göstericilere
doğru silah gibi yatay bir şekilde sıktığı görüldü. Eylemlerde yaralananların
büyük bir kısmı yakın mesafeden fırlatılan gaz kapsüllerinden dolayı yaralandı.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Uluslararası Af Örgütü’ne, vakıfa yapılan
rehabilitasyon başvurularının yüzde 60’ının gaz kapsüllerinden kaynaklı
yaralanmalar olduğunu ve bunun diğer eylemlerle kıyaslandığında çok yüksek bir
oran olduğunu belirtti.
Abdullah Cömert
Göz yaşartıcı gazın aşırı kullanımının içerdiği ciddi
tehlikeler Abdullah Cömert vakasında açık bir şekilde görülebilir.
Abdullah Cömert 3 Haziran günü Antakya’da bir eylemde
kendisine fırlatılan bir gaz kapsülü sonucu yaralandı ve 4 Haziran’da hayatını
kaybetti. Görgü tanıklarına göre Cömert, bir polisin yakın mesafeden attığı göz
yaşartıcı gaz kapsülü ile başından vuruldu. Devran Demircioğlu eyleme kardeşi
Erdoğan Demircioğlu ve Abdullah Cömert ile birlikte gitmişti. Olayı şöyle
aktardı:
O gün mitinge üç
kişi gittik, Abdullah Cömert, ben ve Erdoğan kardeşimle oradaydık. Erdoğan
yarım saat bizimle kaldıktan sonra bizden ayrılmak sureti ile eve doğru yola
çıktı. Olaylar başlamamıştı, herkesin bildiği jandarma sosyal tesislerinin
önünde kaldırımda göstericilerden uzak bir yerde oturuyorduk. Birden gaz
bombalarının sesi gelmeye başladı.
Birden akrepten
tam olarak tanımlayamadığım ama silah sesine benzer ve biber gazının ateş
seslerini duydum. Bir biber gazı başımın 20-25 cm yakınından geçti. O anda
kaçmak için kafamı çevirdim ve Abdullah kardeşimin yere düştüğünü gördüm. Bir
anda bütün yer kan gölüne döndü. Hızla üstümüze atılan gaz bombaları devam
ederken bir an bile beklemeden müdahale edip başına tanpon yapmaya çalıştım ve
çevredeki insanlardan yardım istedim.
Ağustos itibariyle Abdullah Cömert’in ölümü ile ilgili
açılan adli soruşturma devam ediyordu. Ancak olayın üzerinden üç ay geçmesine
rağmen, o gün olay yerinde olan polislerin ifadesi hala alınmadı.
Berkin Elvan
14 yaşındaki Berkin Elvan, 16 Haziran günü İstanbul’da
Okmeydanı’ndaki evinin yakınında polisin attığı bir gaz kapsülü ile yaralandı.
Elvan saat 07.00-07.30 arası evinden çıkmıştı. Sabahın o erken saatinde bile
dışarıda eylemler sürüyordu ve çok sayıda çevik kuvvet polisi ve TOMA
bulunuyordu.
Babası Uluslararası Af Örgütü’ne Berkin Elvan’ın ara
sokaktan eylemin yapıldığı ana caddeye çıktığını ve o sırada 20-25 metre
uzaklıktan başına gaz kapsülü isabet ettiğini söyledi. Ailesinin olaydan saat
07.30 civarı haberi oldu. Elvan, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne
götürüldü ve orada acil beyin ameliyatına alındı. Aynı gün beyin kanamasını
önlemek için ikinci bir ameliyata alındı ancak Berkin Elvan 16 Haziran’dan bu
yana komada.
Plastik mermi
Uluslararası Af Örgütü’ne hem barışçıl gösterilerde, hem de
polis ve göstericiler arasında çatışma yaşanan durumlarda plastik mermi
kullanıldığına dair çok sayıda bildirimde bulunuldu. Diğer taraftan, Gezi Parkı
eylemleri boyunca polisler tarafından çok az vakada gerçek mermi kullanıldığı
bildirildi (ancak Ethem Sarısülük polis tarafından gerçek mermi kullanılarak
vurulmuştu. Bkz. sayfa 37). Doktorlar plastik mermilerin eylem alanlarındaki
yaralanmaların temel nedenlerinden biri olduğunu belirtiyor. Endişe veren diğer
bir nokta da aşağıda Hülya Arslan vakasında olduğu gibi plastik mermilerin
yakın mesafeden baş ve vücudun üst noktalarını hedef alarak sıkılması.
Üniversiteden yeni mezun olan Hülya Arslan, parka
müdahalenin olduğu 11 Haziran günü annesi ile Gezi Parkı’ndaydı. Polis
müdahalesi sırasında maruz kaldığı şiddetten dolayı sağ gözünü kaybetti. Ayrıca
burnu kırıldı. Doktorlar Hülya Arslan’ın yüzündeki yaraların plastik mermi
kullanımı ile uyumlu olduğunu söyledi.
Resmi olmayan gözaltı
Uluslararası Af Örgütü, polis tarafından yakalandıktan sonra
eylem alanında göstericilere ve diğerlerine yönelik dayak ya da cinsel taciz
gibi birçok ihlalin yaşanmasından endişe duymaktadırBirçok vakada göstericiler
sokakta gözaltına alınmış ve saatler sonra, bazı durumlarda kimlik tespiti
yapıldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Uluslararası Af Örgütü’ne bazı diğer
vakalarda gözaltına alınanların saatlerce polis ya da belediye otobüslerinde
bekletildiğini ve ardından ya serbest bırakıldığını ya da resmi olarak
gözaltına alındığı bildirilmiştir (bkz. Gökhan Biçici ve Eylem Karadağ
vakaları, sayfa 31 ve 25). Görece daha az sayıda vakada ise polis tarafından
yakalanan kişiler resmi gözaltı yeri olmayan binalarda ya da gözaltı kaydı
yapılmadan resmi gözaltı merkezlerinde tutulmuşlardır.
Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı eylemleri boyunca Türkiye
genelinde birçok şehirde polisin yakaladığı kişilerin resmi olmayan bir şekilde
gözaltında tutulmasının oldukça yaygın olmasından kaygı duymaktadır.
Bu raporda belgelenen gayri resmi gözaltında tutulan
kişilerin vakalarına ek olarak, Deniz Kaptan’ın yaşadıkları İstanbul ve diğer
şehirlerde yaşanan kötü muamele ve aşırı güç kullanımını örneklendiren önemli
bir vaka.
Deniz Kaptan
gözaltına alındığı sırada kendisine yardımcı olan avukat, Uluslararası Af
Örgütü’ne 15 Haziran akşamı Kaptan’ın Gezi Parkı yakınlarında sivil giyimli
polisler tarafından yakalandığını ve yaklaşık bir, bir-bir buçuk saat boyunca
tutulduğunu anlattı. Avukat Uluslararası Af Örgütü’ne akşam saat 22.00
sularında sivil giyimli polislerin Kaptan’ın ellerini plastik kelepçelerle
arkadan bağladığını ve “Sizi fişledik, bittiniz” dediğini aktardı. Sivil
giyimli olan polis Kaptan’a konuşmamasını ve etrafa bakmamasını söyledi.
Avukat, Kaptan’ın Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi’nin yakınında
kimsenin göremeyeceği panellerin arkasına götürüldüğünü ve plastik kelepçelerin
izinin aradan üç gün geçmesine rağmen görülebildiğini belirtti. Sivil giyimli
olan polis cebinden kimlik kartını alarak genel bilgi toplama (GBT) yaptırdı.62
Sivil giyimli olanlardan birinin “Master da yapmış pezevenk!” dediğini aktardı.
Yaklaşık 20 dakika sonra sivil giyimli polis meyve bıçağı ile kelepçeyi kesti
ama onu bir saat daha orada beklettiler. Ardından sivil giyimli polis cep
telefonu ile fotoğrafını çekti ve onu kestirme sokaktan Gümüşsuyu’na doğru
götürdü ve gitmesini söyledi. Avukat Uluslararası Af Örgütü’ne sivil giyimli
polislerin kimlik kartını vermediklerini ve kayıp ilanı vermesini
söylediklerini aktardı.
Cinsel taciz
Uluslararası Af Örgütü, gözaltına alınan birçok kadının
yakalandıkları sırada erkek polisler tarafından cinsel tacizle tehdit
edildiklerine dair ve iki cinsel taciz iddiası konusunda bildirimler aldı.
Aşağıda aktarılan iki vakanın mağdurları bu iddiaları polise de bildirerek suç
duyurusunda bulundu. En az bir vakanın, Eylem Karadağ’ın şikayetinin şu aşamada
polis tarafından olmasa da yetkililerce dikkate alındığı görülüyor. Her iki
vakada da polis ya iddiayı yazmayı reddetti ya da şikayette bulunan kişinin
karakterine hakaret etti. Hem fiziksel hem de sözlü cinsel taciz vakalarının
çok az bildirimde bulunulması muhtemel.
Eylem Karadağ Uluslararası Af Örgütü’ne 26 Haziran günü
Ankara’nın Dikmen semtinde eylem alanında birkaç erkek polis tarafından nasıl
gözaltına alındığını, dövüldüğünü ve cinsel tacize uğradığını anlattı.
“İlkadam Parkı’nda
bir kahvenin yanında 17 yaşındaki arkadaşım D.K. ile buluştum. Çok fazla biber
gazı vardı ve eylemden döndüğümüz için dinlenecek bir yer arıyorduk. Sabaha
karşı saat 01.30 gibiydi. Sekiz sivil giyimli ama polis yeleği giyen polis bize
doğru geldi ve kollarımızdan yakaladı. Bizi akrebin olduğu tarafa doğru
götürdü. Benim başıma, D.K.’nın da sırtına vurdular. Neyle vurduklarını tam
olarak bilmiyorum. Sürekli küfrediyorlardı. Polislerden birinin elini göğüsümde
hissettim, bilerek yaptığı çok açıktı. Daha sonra kalçamda ve cinsel organımın
üzerinde bir el hissettim. Beni zırhlı araca bu şekilde koydular. Dışarıda
böyle yapıyorlarsa içerde bana neler yapabileceklerini düşünerek çok korktum.
Amirleri geldi ve ‘Onları ezin’ dedi. Polislerden biri neredeyse üzerimde
oturuyordu. Hiçbir şey söylemedim. Polis karakolu gözaltına alındığımız yerden
10 dakika uzaklıktaydı ama bizi bir saat boyunca zırhlı araçta tuttular.
Araçtan dışarıya gaz kapsülleri fırlatıyorlardı.
Sonra bizi normal
polis araçlarına götürdüler, D.K.’yı birine, beni başka bir tanesine. Yanımda
gözaltına alınan başka bir kadın daha vardı. Otobüste yaklaşık yarım saat
bekledik. Bizi daha sonra Ankara İl Emniyet Güvenlik Şubesi’ne götürdüler.
Polis karakoluna vardığımızda bize yeniden küfretmeye başladılar, ‘Hain,
şerefsiz’ diyorlardı. Beni sağlık kontrolüne götürdüler. Doktora bana
vurduklarını söyledim ama herhangi bir iz olmadığı için bunu yazamayacağını
söyledi. Yaşadığım cinsel taciz ile ilgili bir şey söylemek istemedim. Polise
ifademi verirken bana vurulduğunu ve cinsel tacize uğradığımı anlattım.
İki gün sonra ayrı
bir suç duyurusunda bulundum. Savcılıkta ifade verdim. Polis daha sonra benimle
ilgili bir basın açıklaması yaparak, üç defa gözaltına alındığımı ve her
defasında cinsel taciz iddiasında bulunduğumu söylediler. Gerçekten üç defa
gözaltına alındım ancak daha önce cinsel taciz yaşadığıma dair bir iddiada
bulunmamıştım. Daha sonra Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı’ndan destek
verebileceklerini söyledikleri bir telefon aldım. İçişleri Bakanlığı’ndan da
konuyu soruşturmak için müffettişlerin görevlendirildiğini ve 19 Ağustos’ta
onlara ifade vermem gerektiğini söylediler.”
Deniz Erşahin Uluslararası Af Örgütü’ne 16 Haziran günü
Kızılay’da polis tarafından nasıl cinsel tacize uğradığını anlattı.
“16 Haziran günü
Ethem Sarısülük’ün (1 Haziran günü polis tarafından vurularak öldürülen gösterici)
cenazesinin yapılacağı gün akşam saat 18.00 gibiydi. Polis cenazenin
yapılmasına izin vermedi, buna karşı bir eylem yapılıyordu. Eylemin içinde
değildim, uzaktan izliyordum.
GİMA alışveriş
merkezinin yanında iki kız arkadaşımla birlikte duruyorduk. Orada tanımadığımız
başka kişiler de vardı, toplam sayımız 20’yi geçmiyordu. Eylem, Güven Park ve
Sakarya Caddesi’nde devam ediyordu. Bizim bulunduğumuz yerde herhangi bir şey
yoktu. Polis zırhlı aracı ile gelerek, hiç uyarı yapmadan bize doğru biber gazı
kapsülü fırlatmaya başladı. Yüksel Caddesi’ne doğru koştuk ama orada da çevik
kuvvet polisi vardı. Koşarken yere düştüm. Polisin biri beni yakaladı ve
çantamı açmamı söyledi. Arkadaşıma copla vurdu. Üçümüz bir aradaydık. Çevik
kuvvet polisi ayağımızın dibine biber gazı bombası attı ve gözlerimize biber
gazı sıktı. Kaçmaya başladık. Ben tek başımaydım, arkadaşlarımın ne yöne
gittiğini göremedim ama ben Karanfil Caddesi’ne doğru kaçtım. Önümde, arkamda
her yerde polis vardı. Biber gazı bombası ve ses bombası sesleri geliyordu. Bir
çevik kuvvet polisi çantamı aldı ve açtı. İçinde beyaz toz maskesi, Talcid
solüsyonu (göz yaşartıcı gazın etkisini gidermek için) ve bir Türk bayrağı
vardı. Bunları
görünce eylemde olduğumu anladılar. Güven Park’ın arkasında gözaltına
alınanları tuttukları yere götürdüler beni. ‘Orospu’, ‘Domaltıp sikecek bütün
polis seni’ gibi küfürler ediyorlardı. Fotoğraf çeken gazeteciler vardı ama
polis yine de bana küfretmeye devam etti. Bir polis kalçama dokundu. Yüzüne
baktım, gaz maskesi takıyordu. ‘Ne yapıyorsun’ diye sordum ancak devam etti.
Fotoğrafımı çektiler, hiçbir şey söylemedim. Polislerden biri ‘Bu orospu niye
konuşmuyor’ dedi. Ben ‘Ne diyorsun’ dedim, ‘Kes sesini’ diye cevap verdi. Kadın
bir polis beni polis arabasına dayamış ararken, polislerden biri bacaklarıma
tekme attı, kafamı iki defa cama vurdular. Gözaltına alınan dört kişiyle
birlikte beni otobüse bindirdiler. Saat akşam 18.30-19.00 gibiydi. Bizi
AnkaMall’un yakınındaki Emniyet Genel Müdürlüğü’ne götürdüler. Oraya gittiğimizde
bana vurduklarını, tacize uğradığımı söyledim. Ama sadece gülüp dalga geçtiler.
17’si kadın 118 kişiydik. Erkekler bizden çok daha kötü durumdaydı, kıyafetleri
yırtılmış, yüzleri kan içinde. Polis bana atfedilen suçlamaların yazılı olduğu
bir kağıt imzalatmaya çalıştı. Her şey yazıyordu, ‘hükümeti yıkmak, polise
mukavamet, terör örgütüne üye olmak, kamu malına zarar vermek, molotof atmak’.
Kağıdı imzalamayı reddettim.
Sağlık kontrolü
olmam için götürdüler beni. Doktora tekmelendiğimi söyledim. Bana hiç bakımdan,
bir şeyimin olmadığını söyledi. 24 saatten fazla gözaltında tutuldum, daha
sonra uzatıldı. İçtiğimiz her su ve yediğimiz her şey için bir kağıda imza
atmamızı istediler. Kağıtta ayrıca bir eylemde gözaltında alındığımız
yazıyordu. Polise ifade verdim ve suç duyurusunda bulundum. Bana küfredildiğini
ve cinsel tacize uğradığımı söyledim. Polis başta bunu yazmadı. Avukatım
kendisi ile tartışınca sonunda yazdı.”
Eylem alanında gözaltılar
İçişleri Bakanlığı’nın istatistiklerine göre 24 Haziran
itibariyle Türkiye genelinde Gezi Parkı eylemlerinde yaklaşık 4,900 kişi
gözaltına alındı. Bu gözaltıların 3,400’ü eylemlerin başladığı ilk hafta olan
31 Mayıs ve 2 Haziran arasında gerçekleşti.84 Ankara Barosu, Uluslararası Af
Örgütü’ne eylemler sırasında gözaltına alınan 950 kişiye adli yardımda
bulunduklarını söyledi. Bu kişilerin 700’ü eylemlerin ilk haftasında gözaltına
alınanlardan oluşurken, 585’i sadece 2 Haziran günü yapılan gözaltılardan
oluşuyor. Baro, kendi avukatı olan ya da baro avukatı istemeyen kişiler de
dahil toplam gözaltı sayısının 1,200 ila 1,500 arasında olabileceğini
söylüyor.85 İstanbul Barosu 1,200 kişiye adli yardımda bulunduğunu belirtirken,
İzmir Barosu 538 kişiye adli yardım verdiğini söylemektedir.
Revirlere baskın
İzmir’de doktorlar İzmir Tabipler Odası binasındaki revirin
2 Haziran gecesi polis tarafından basıldığını bildirdi. Revirde çalışan doktor
Dr. Özlem Aydın’ın yapılan baskına tepki vermesi üzerine polisin başına copla
vurduğu ve başından yaralandığı bildirildi.
Aynı gün Ankara’daki çeşitli revirlere de üç polis baskını
yapıldı. Bir doktor Uluslararası Af Örgütü’ne “O haftasonu kim beyaz önlük
giymişse hedef alındı. Biz de beyaz önlük giymeme kararı aldık” dedi.
Doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, ilk baskının 2 Haziran
günü saat 20.00 sularında yapıldığını söyledi. Kızılay Alışveriş Merkezi’nin
giriş katındaki revirin çevik kuvvet tarafından hedef alındığını ve sivil
polislerin bina içerisinde göz yaşartıcı gaz sıktığını aktardılar. Üç doktor
görevlerini yaptıkları sırada polis tarafından saldırıya uğradı ve revirdeki
beş tıp öğrencisi gözaltına alındı. Doktorların Ulusararası Af Örgütü’ne
verdiği bilgiye göre polis baskını sırasında revire sığınan ya da tedavi gören
yaklaşık 100 kişi vardı ve çoğu polis tarafından dövüldü. Tam da istendiği gibi
polis baskınının ardından revir kapatıldı.
Uluslararası Af Örgütü ayrıca aynı gün saat 21.00 sularında
Mülkiyeliler Birliği’nin giriş katındaki revire yapılan polis saldırısının
ardından verilen zararı inceledi. Yaklaşık 40 sağlık personelinin hemen hemen
aynı sayıda yaralıyı tedavi ettiği ve aralarında kanamalı ya da dikiş
gerektiren yarası olan ağır yaralı hastaların olduğu belirtildi. Doktorların
Uluslararası Af Örgütü’ne verdiği bilgiye göre polis revirin penceresini kırarak
içeri göz yaşartıcı gaz attı. İçerisinin göz yaşartıcı gaz ile dolması
nedeniyle binadan dışarı kaçan kişilerin de polis tarafından dövüldüğü
belirtildi. Doktorlar ayrıca polis baskını sırasında binanın elektriklerinin de
kesildiğini ifade etti.
Doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, aynı akşam saat 22.00
sularında Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki revirin aynı şekilde polis
baskınına uğradığını söyledi. Elektriklerin kesildiğini, revirin kapısının camı
kırılarak içeri iki göz yaşartıcı gaz kapsülü atıldığı belirtildi. O sırada
revirde görev yapan yaklaşık 20 sağlık personeli ve benzer sayıda yaralı
bulunmaktaydı. Polisin içerdeki kişileri ve gaz nedeniyle dışarı kaçanları
dövdüğü bildirildi.
Gazeteciler
Eylemlerle ilgili bağımsız bir şekilde haber yapılmasında
gazetecilerin önemli bir rolü bulunuyor. AGİT Kılavuzu’nda da belirtildiği gibi
“Medya görüntüleri hem eylemleri düzenleyenler hem de kolluk kuvvetlerinin
hesap verebilirliği açısından önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle medyanın
eylemlere erişimi olmalı ve polis operasyonlarının da bunu kolaylaştırması
gerekmektedir”.
Ancak bırakın işlerini yapmayı, gazetecilerin hakaretlere,
engellemelere ve hatta fiziksel şiddete maruz kaldıkları ve ellerindeki
görüntülerin yok edildiği bildirildi. Çok sayıda gazeteci Uluslararası Af
Örgütü’ne eylemler sırasında görevlerini yaptıkları için polis tarafından
dövüldüğünü söyledi (bkz: Gökhan Biçici vakası, sayfa 31, Kemal Soğukdere ve
Alper Çakıcı vakaları, sayfa 29, Alp Buğra Bahadır Gültekin vakası, sayfa 33,
Eylem Düzyol ve Fulya Atalay vakaları, sayfa 33). 8 Temmuz günü, Sınır
Tanımayan Gazeteciler örgütü Gezi Parkı eylemleri boyunca 54 gazetecinin kötü
muameleye maruz kaldığını ve 34 gazetecinin de gözaltına alındığını bildirdi.
Örgüt, gözaltına alınanlar ve kötü muameleye uğrayanlar arasında uluslararası
gazetecilerin de bulunduğunu aktardı. Gözaltına alınan gazetecilerden biri olan
İtalya vatandaşı Mattia Cacciatori, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na
aykırı davranmakla ve polise mukavemet etmekle suçlanıyor. Cacciatori iki
suçtan da suçlu bulunduğu takdirde, yedi yıl hapis cezası ile karşı karşıya.
Davanın ilk duruşmasının 1 Kasım 2013 tarihinde yapılması bekleniyor.
Raporun sonuç bölümünden
Türkiye yetkililerinin Gezi Parkı eylemlerine gösterdiği
aşırı tepki, hem Türkiye içinde hem de ülke dışındaki birçok kişiyi şoka
uğrattı. Bu durum, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin sorumluluk sahibi ve
insan haklarına saygılı bir hükümet olma iddialarını zayıflattı ve muhalif
fikirlere karşı ne kadar hoşgörüsüz olduğunu gösterdi.
Gezi Parkı eylem hareketinin bastırılması sürecinde büyük
bir kısmı kapsamlı olmak üzere çok sayıda insan hakları ihlalleri işlendi.
Bunlar arasında barışçıl toplanma hakkının toptan ihlali ve yaşam, özgürlük ve
işkence ve kötü muameleye uğramama haklarının ihlali bulunmakta.
Polis ihlallerinin çok büyük bir kısmı şimdiden cezasız
kalacak gibi görünüyor. Buna karşın eylemlere katılmakla ya da eylemleri
düzenlemekle suçlanan kişiler karalamalara ve kötü muameleye maruz kaldı ve
şimdi de haksız ya da abartılı suçlamalarla yargılanma riski ile karşı karşıya
bulunuyor. Doktorlar, avukatlar ve hatta işyeri sahipleri gibi göstericilere
yardım eden kişiler de tehdit ve tacize maruz kaldı.
Türkiye yetkilileri farklı bir yaklaşım izlemelidir. Barışçıl
toplumsal gösteri hakkına saygı duymalı ve kolluk kuvvetlerinin gösterilerde
hukuka uygun bir şekilde hareket etmelerini sağlamalıdır.
Bu bağlamda, Uluslararası Af Örgütü Türkiye yetkililerine
aşağıdaki tavsiyelerde bulunmaktadır.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/gezi-eylemlerine-iliskin-kapsamli-rapor-turkiye-iskenceyi-sokaga-tasidi-haberi-804
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/gezi-eylemlerine-iliskin-kapsamli-rapor-turkiye-iskenceyi-sokaga-tasidi-haberi-804


0 comments
Write Down Your Responses