İmralı’nın seçim taktiği: Ölmüş atı kırbaçlamak



'Kürt sorununun çözümü tartışmaları AKP cephesinde, Ortadoğu’da bölgesel bir güç haline gelecebilecekleri emperyalist bir projenin gereği olarak başlamıştır. Ancak hem bu proje çökmüştür, hem de Erdoğan önemini kaybetmiştir. Dolayısıyla dereyi geçmesi beklenen at çoktan ölmüştür ve kırbaç faydasızdır.'
Onur Emre Yağan - soL
Cemaat ve AKP (AKP içindeki Tayyip Erdoğan kliği) arasında süren kavga sayesinde ortaya saçılan pislikler, bu iki öznenin de savunulmasına, onlarla işbirliği yapılmasına veya siyasi varlıklarını sürdürmelerine dair bir hoşgörüye (buna demokrasi diyen de olabilir) dahi izin vermez.
Ancak yalan, burjuva siyaset alanının moderatörüdür ve bize net görünen manzara başkaları için fludur yahut birileri de gözlerini kısarak bakmayı tercih eder. AKP’nin böylesi bir dönemde bile destek bulabiliyor olmasının önemli nedeni budur.
AKP’ye destek veren kesimler arasında, bütün varlığıyla bu partiye tabasbus eden (yaltaklanan) bilcümle İslamcı ve yıllardır Tayyip Erdoğan’ın “demokrat” kimliğine hayran olan sol liberaller var. Bunlar bünyelerinden tam olarak atamadıkları solculukla, AKP ve sol muhalefet arasında kalarak yalpalayan ve nihayetinde “Buridan Eşeği” gibi ölecek olanlardır.
Bu iki öbeğe ek olarak Kürt Hareketi söylenebilir. Evet, Erdoğan kliğini destekleyen tarafta görünen diğer önemli özne Kürt hareketi ve bu hareketin kuvvetli belirleyeni olarak Abdullah Öcalan’dır. BDP ve PKK temsilcileri ve bilhassa Öcalan, 17 Aralık sonrasında yaptıkları açıklamalarla; paralel devletin hükümete karşı darbe girişiminde olduğunu ve böyle “demokrasi dışı girişimlerin” de destekçisi olmayacaklarını ifade ettiler. Her ne kadar zaman zaman BDP yöneticileri tarafından AKP ile sürecin devam edemeyeceği şeklinde açıklamalar yapıldıysa da, Öcalan milletvekili heyetiyle yaptığı son görüşmesinde (9 Mart) hükümetle ilişkileri sürdüreceğini söyleyerek pozisyonunu koruduğunu belirtti. (Bu açıklamaların sonuncusu birkaç gün önce KCK tarafından yapıldı. KCK, “AKP hükümeti muhatap olmaktan çıkmıştır” dedi. Burada söylenen, KCK tarafından geçtiğimiz ekim ayında söylenenlerden daha farklı ve sert değildir. Son özü, herkes konuşabilir ama süreci sonlandırabilecek olan şu aşamada Öcalan’dır.)
Kürt hareketinin tavrı ise, haklı olarak bu hareketin sol kimliğini önemseyen sosyalistler ve diğer iktidar muhalifleri tarafından eleştiriliyor. Eleştirilere verilen karşılık ise en genel anlamıyla “barış savunuculuğu”. Ama işin o cephesinde de yeterli pozitif argüman bulmak mümkün değil.
Müzakere edilemeyen barış
Kendinden önceki “barış görüşmeleri”nin tamamından “kapsamlı” ve “neticeli” olacağı söylenen son “süreç”te ortaya çıkan gelişmeler, Kürt sorununun çözümünde henüz yol alınmadığını da gösteriyor.
Geçtiğimiz bir yılda Kürt hareketinin temsilcilerinin yaptıkları açıklamalardan anladığımız kadarıyla; sürecin birinci aşamasından (diyalog aşaması), ikinci aşamasına (müzakere aşaması) geçiş yapılamadı lakin hükümet iyi niyet beyan etti ve Öcalan umudunu koruduğunu söyledi.
Örneğin, Kürt hareketi tarafından son birkaç yıldır dile getirilen, nihayetinde üç temel talep olarak sadeleştirilen ve çözüm sürecinin ilerleyebilmesi, başarısı için mutlaka gerçekleşmesi gerektiği söylenen; 1-Kürt varlığının (kimliğinin, kültürünün) anayasal güvenceye kavuşturulması, 2-Kürtlerin öz yönetiminin (demokratik özerklik) kabulü ve 3-anadilde eğitimin her düzeyde uygulanması talepleri AKP hükümeti tarafından kabul edilmedi. Kabul edileceğine dair “bir ciddi söz” dahi söylenmiş değil.
Bunların yerine; Tutuklu BDP milletvekilleri (ki başka siyasi nedenleri vardı) serbest bırakıldı, Abdullah Öcalan’ın İmralı’da tutulduğu küçük hücre biraz büyütüldü, köylere eski isimlerinin verilmesine ve eşbaşkanlığa izin veren kanun tasarısı geçtiğimiz günlerde TBMM’de kabul edildi.
Öte taraftan, Roboski katliamının failleri ortaya çıkarılmadı, Paris’te öldürülen üç devrimci kadının tetikçisinin MİT ile olan ilişkileri ayyuka çıktı, ilk zamanlar birkaç yüzü serbest bırakılan KCK tutuklularının yüzlercesi hapishanelerde tutulmaya devam ediyor ve bunlara yenileri eklendi. AKP tarafından Suriye hükümetine karşı silahlandırılıp beslenen ve Rojava’daki Kürtlerin de üzerine salınan El-Kaide, onlarca Kürt yurtseverini katletti. HDP defalarca kez saldırıya uğradı ve böyle kapsamlı bir saldırının hükümetten bağımsız örgütlenemeyeceğini en iyi Kürt halkı bilir.
Peki bu net tabloya rağmen Öcalan (dolayısıyla Kürt hareketi) AKP iktidarına karşı neden müsamahakâr bir tavır takınıyor. Devrilmeye yüz tutmuş bir hükümetin Kürtlere verebileceği ne olabilir?
Bir siyasi pozisyon olarak “faydacılık”
Murat Karayılan, içinde bulunduğumuz “barış süreci” bir yıl önce ilan edildikten hemen sonra Hasan Cemal’le yaptığı röportajda (23 Mart 2013) şunları söylemişti “Daha önce bölge devletleri arasında PKK’ye, bize karşı ittifak vardı. İran, Suriye, Türkiye ve zaman zaman Irak ittifakı... Şimdi bu devletler arasında çelişki var. Bu koşullardan yararlanmak ve devletlerden objektif -subjektif destek almak bugün mümkündür.”
Bu alıntı Kürt hareketinin son 10 yıldır Türkiye ve Ortadoğu’da sahip olduğu stratejiyi özetlemektedir. İşe yaramadığıysa söylenemez. Sözgelimi Rojava’daki Kürt iktidarı, verilen mücadeleyle birlikte, büyük devletlerin kavgası neticesinde ortaya çıkan boşluklardan faydalanmanın meyvesidir.
Evet Kürtler bu süreçleri birebir belirleyen ana özne olmamışlardır fakat siyasette güçlenmek için mutlaka belirleyen özne olmanız gerekmez. Bir siyasi pozisyon olarak fırsatçılık, becerildiğinde zayıf konumdan avantajlı konuma geçmek için bir yöntemdir ve Kürt hareketi bu yöntemi geçtiğimiz 10 yılda birçok kez uyguladı.
Kürtler için Ortadoğu’da bir “statü” kazanılabileceğine dair olan inanç ve barış sürecinin Kürt hareketi açısından birincil anlamının bu olduğunu görmek de çok zor değil. Yani özetle Kürt hareketi son birkaç yıldır çevresinde vuku bulan bütün siyasi gelişmeleri, Kürtlerin “statü” arayışlarına hizmet edip etmeyeceği düsturuyla değerlendirmektedir. Bu arayışa katkı sunabilecek ülkeler partiler ya da kişiler Kürt hareketinin muhatabı olmaya devam edecektir.
Faydacı yaklaşım, doğası gereği sadece bir siyasi özneye hitap edemez: “Sayın Öcalan, Fethullah Gülen’e selamlarını gönderdi. Fethullah Gülen’in ‘Sulhta hayır vardır’ yaklaşımı benim de yaklaşımımdır. ‘Bütün Ortadoğu’daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz, Muhterem Fethullah Gülen’e selamlarımı söyleyin. Onu en iyi anlayan benim’ dedi.” (23 mart 2013 Hürriyet- Sırrı Süreyya Önder, gazetenin yazı işleri toplantısında söylemiş.)
Yeni Turgut Özal: Tayyip Erdoğan
Tayyip Erdoğan ve Cemaat arasındaki kavgada Kürt hareketinin yönelimini belirleyenin az önce bahsettiğimiz stratejik konum olduğunu söyleyebiliriz. Öcalan, zayıf düşen AKP iktidarının Kürtlerin desteğine daha fazla muhtaç olacağını ve bu mecburiyetin Kürtlere yeni olanaklar sunacağını varsaymıştır. Newroz’da okunacak mektubundaki mesajda ve seçimden hemen sonra takınacağı tavır, alacağı pozisyon da bu varsayıma göre şekillenecektir.
İmralı’dan Erdoğan’a giden desteğin ise elbette bir süresi var; “Araf'ta sonsuza kadar kalınamaz” (A.Öcalan 10 Ocak 2014). Öcalan ile Başbakan’ı temsil eden aracılar arasında yapılan anlaşmanın, 30 Mart’taki seçim ve hemen sonrasında iki taraf arasında yapılacağı söylenen toplantıya kadar olduğu, milletvekillerinin PKK lideriyle yaptığı son görüşme notlarından anlaşıldı. AKP tarafı Öcalan’a, seçimleri sağ salim atlatırlarsa müzakere aşamasına geçebilecekleri ve koşullarında iyileştirme yapacakları sözü vermiş olabilir. AKP’nin bu sözünü tutup tutmayacağı ise daha önceki seçimlerden önce verdiği sözlere ve seçimden hemen sonra Kürt düşmanlığını nasıl yükselttiğine yahut son bir yılda attığı (atmadığı) adımlara bakılarak tahmin edilebilir.
AKP’nin dördüncü kez Kürt hareketinden seçim izni almasına yol açan anlaşmayla Erdoğan’ın, başına yeni bir dert açmadan iktidarını konsolide etmek istediği açık. Bana sorarsanız Abdullah Öcalan ise, dereyi geçmek istediği atın boğulacağı anı görmek istiyor. AKP’nin dereyi geçemeyeceğinin ortaya çıkmasıyla birlikte Öcalan tarafından boğulmaya terk edileceği niyetten bağımsız olarak Kürt hareketinin sahip olduğu stratejinin gereğidir. Zira “mühür kimdeyse Süleyman odur”.
Sonrasında Tayyip Erdoğan yeni bir Özal’dır. Özal’ın Kürt meselesini çözmek istediği ancak bunu yeterince cesur yapamadığı için öldürüldüğü tezi, Abdullah Öcalan tarafından defalarca söylenmiştir. Erdoğan’ın Kürt sorununu çözmek istediği ve bu nedenle tasfiye edildiği de Öcalan tarafından pek ala dile getirilebilir.
Suizanna yol açmamak için şunu da mutlaka söylememiz gerekir: Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin Kürt sorununu çözme şansı önceden varsa bile bugün itibariyle tamamen ortadan kalkmıştır. Sadece, küçülürken sağ oylarını korumak kaygısıyla hareket edeceğinden değil; Kürt sorununun çözümü tartışmaları AKP cephesinde, Ortadoğu’da bölgesel bir güç haline gelecebilecekleri emperyalist bir projenin gereği olarak başlamıştır. Erdoğan Kürt halkının acısını dert ettiği için değil.
Ancak hem bu proje çökmüştür, hem de Erdoğan önemini kaybetmiştir. Dolayısıyla dereyi geçmesi beklenen at çoktan ölmüştür ve kırbaç faydasızdır.

 http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/imralinin-secim-taktigi-olmus-ati-kirbaclamak-haberi-89682

,

0 comments

Write Down Your Responses

Bizler; ABD ve AB’ Ülkelerinde eğitim gören, aynı zamanda ATATÜRK İlke ve İnkılaplarına bağlı, Ülkesini, Vatanını ve Milletini seven, Siyasi Parti olarakta CHP’ye yakın SOL eğilimli Türkiye’li Üniversite öğrencileriyiz. inceayarsiyaset.blogspot.com siz değerli arkadaşlarımızın faydalanması için açılmıştır. Amacımız; Türkiye’de izlenilen siyasetleri özellikle de İktidar partisinin yanlış siyasetlerini yakından takip edip mercek altına alarak siz değerli okuyucularımızla paylaşmaktır.

Powered by Blogger.